IMG_0158Çiftçi Kulübü olarak önceki yazılarımızda aromatik ve tıbbi bitkiciliğin önemini anlatmış, ülkemizdeki bitki çeşitliliğinden ve zenginliğinden bahsetmiştik.

Uzmanını bulunca ve onun anlattıklarını dinleyince Çiftçi Kulübü olarak bir kez daha bu konuya değinmek gerektiğini hissettik.

Oktay ÇAKIR Mersin’de distilasyon tesisinin işleticisi. 1996 yılında mesleğe başlamış, Eskişehir Anadolu Üniversitesinde eğitim almış ve büyük çabalarla ve borçlanarak tesisini kurmuş ve üretime başlamış. 21 yıldır ısrarla ve büyük güçlüklerle işini sürdürmeye çalışıyor. Ülkenin her yerinden elde ettiği hammaddeyi işletmesine taşıyor ve yağ elde ediyor. İşletmesini gezdiğimiz sırada çam odununun yağını çıkartıyordu. Odununda mı yağı çıkarmış? Biz orada gördük.

Anlattıkları öyle ilgi çekiciydi ki;

Dağlarımız, ovalarımız, ormanlarımız o kadar zengin ki, ülkemiz adeta bir aromatik bitki cenneti. Yeni yeni tarımsal üretimine IMG_0157başlanan kekik ve nane dışında diğer ürünlerin tarımsal yöntemlerle üretimi yok denecek kadar az. Her bitki doğada ve kendi kendine yetişiyor.

Bu ürünlerin önemli bir bölümü ormanlık alanlarda olduğu için Orman Genel Müdürlükleri tarafından belirlenen usul ve esaslara göre kesiliyor ve bizlere ulaştırılıyor. Ancak kesim yapanların ehil olmaması, kesimlerin ise kontrolsüz olması ve usulüne uygun kesim yapılaması gibi nedenlerle bu varlıklar her geçen gün azalıyor yada yok oluyor.

Ülkemizde bu ürünlerden elde edilen aromatik ve uçucu yağların İzmir ve İstanbul’da olmak üzere topu topu beş alıcısı var. Alıcılar her durumda çok ucuz fiyatlara aromatik ve uçucu yağ temin ettiklerinden, sektörün gelişmesi ve büyümesi için bir çaba göstermiyorlar. Dolayısıyla sektördeki cironun önemli bir bölümü bu kişiler uhtesinde kalırken, az bir bölümü kesici ve distile edicilerde kalınca doğala olarak sektör büyümüyor.

Asıl ve büyük sorun ise Aktarlar. Hızla çoğalıyorlar. Bir bölümü ise televizyonlarda dini bile kullanarak, insanları kandırma peşindeler. Aktarlarda satılan Aromatik ve Tıbbi bitkilerin mübalağasız söylüyorum tamamına yakını sahte. Bir kilogram olarak aldıkları “Biberiye Yağı”nı çeşitli karışımlarla yüz kilo haline getirip satanlar olduğunu söylersem abartmış olmam. Ciddi ve kurumsal üreticilerden aldıkları on kilogram keçiboynuzu pekmezlerine çeşitli mısır glikozları karıştırıp, ikiyüz kilogram olarak satanlar var. Mısır glikozlarının tamamına yakını GDO’lu olup, bu ürünler içine katılan diğer ürünlerle birlikte insan sağlığına önemli zararlar veriyorlar. Yüzlerce televizyon kanalında, içine kimyasallar karıştırılmış, cinsel güç artıcı pekmez ve ürünler alenen satılıyor ve kimse bu ürünlerin hangi şartlarla üretildiğinin ve satıldığının, içeriğinde bulunan katkı maddelerinin nerelerden geldiğinin hesabını sormuyor.

IMG_0160Çok açık söylüyorum. Dünyanın anlı şanlı firmaları şampuan üretirken bile, Avrupa’da naturel üründen, Türkiye’de sentetik üründen üretim yapıyor. Ülkemiz insanına sentetik-kimyasal ürüne reva görüyor.

Aromatik ve Tıbbi Bitkilerin iç piyasada alabildiğince kontrolsüz üretilmesine ve tamamına yakını sahte olan bu ürünlerin satışına izin verilince, bizim gibi naturel ürün üreticileri ürettiklerini iç piyasada değeri ile satamayınca, ihracatçı bir kaç firmanın eline düşüyor, tamamen onların belirlediği fiyatlarla, dünya piyasasının çok altında fiyatlarla ürünlerimizi bu kişilere vermek zorunda kalıyoruz.

Diğer bir sorun ise, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının yanlış teşvik politikaları. Genç Çiftçi yada benzeri isimler altında distilasyon tesisleri kurmak isteyenlere hibe yada geri ödemeli krediler verildiğini görmekteyiz. Oysa her şartları oluşturana bu krediyi vermenin bir anlamı yok. Orman köylerinin olduğu bölgede, aromatik ve tıbbi bitki üretimini teşvik etmek ve bu bölgelerde distilasyon tesisi kurulmasını sağlamak bakanlığın temel görevi olmalıdır. İşi bilmeyenler tarafından kurulan bu tesislerde hammadde temininde sorunlar yaşanmakta, kalitesiz üretim yapılmakta ve bizlerle gereksiz ve sektöre zarar verici rekabet yapılmaktadır.

Bölgemiz dünyanın en önemli narenciye üretim bölgesi. Ben tesisimin bir bölümünü limon yaprağı yağı, portakal, limon ve IMG_0154mandalina kabuğu yağı, limon ve portakal çiçeği yağı elde etmek üzere tasarladım. Bir sürede üretim yaptım. Ancak piyasada satılan tamamen kimyasal içerikli sahte yağlarla rekabet edemediğim için tesisimin bu bölümünü kapattım. Budamalar sonucu ortaya çıkan narenciye yapraklarını, heba olan onbinlerce ton narenciyeyi ve yerlerde savrulan portakal ve limon çiçeklerini görünce içim acıyor. Oysa bunların her biri bir değer ve bunların yağını ithal ediyoruz ve bunlar için yabancı ülkelere milyonlarca dolar para ödüyoruz.

Çeşitli ağaç yapraklarından, çiçeklerin ve tohumların yağına kadar binlerce onbinlerce ürünün yağını elde edebilecek bilgi ve donanıma sahibiz. Hiç kimseden bir talebimiz yok. Sadece piyasada satılan, televizyonlarda reklamı yapılan ve tamamına yakını insan sağlığına zararlı olan ürünlerin üretiminin ve satmışın kontrol altına alınmasını bekliyoruz.. Biz denetimsiz satışı yapılan kalitesiz ve sahte ürünlerle rekabette zorlanıyoruz. Bu ürünler insan sağlığına büyük zarar veriyor. Ayrıca sektöre ve ülkeye ciddi zararlar veriyorlar. Ürettiğimiz ve yok paraya sattığımız ürünler, ülkemize yüzlerce kat fiyatlarla geri dönüyor.

Ben diyorum ki;

Sahte ve insan sağlığına zararlı ürünlerin satışı engellenirse, ayağa kalkar ve dünyanın en önemli Aromatik ve Tıbbi Bitki yağı üreticisi oluruz.

Share

leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*