Atatürk ve Tarım

10694320_877118045645262_5530365006788884615_o20.yüzyılda yok edilmek istenen bir toplum vardır. Gençleri savaşlarda şehit olmuş, kalkınmayı başlatacak eğitimli kadroları kalmamış, iç sorunlar yaşayan, yoksulluk içinde kıvranın bir toplum. Girişimcilik bilmeyen, sermayesi olmayan, yorgun bir toplumda kalanlarla kalkınma hamlesi başlatmıştır Atatürk.

Atatürk, 16 Mart 1923 yılında Adana’da yaptığı bir konuşmada ”Dünyada fütuhatın iki vasıtası vardır. Bir kılıç, biri saban. Zaferin vasıtası yalnız kılıç olan bir millet bir gün girdiği yerden kovulur, yoksul ve perişan olur. Öyle ulusların yoksulluğu o kadar büyük ve acı olur ki, kendi ülkesinde bile mahkum ve tutsak kalabilir. Onun için gerçek fütuhat yalnız kılıçla yapılandır. Kılıç kullanan kol çok geçmeden yorulur, saban kullanan kol gittikçe kuvvetlenir ve daha çok toprağa sahip olur”, demiştir.

Atatürk Türk insanına, köylüsüne güvenmektedir. Onların çalışkanlığı, zekası, ödünsüz dürüstlüğü kalkınmada başarının temeli olacaktır. Bu yetenekleri ile kalkınmayı yakalacak ve ülkeyi dünyanın medeni milletleri seviyesine çıkatacaktır.

Atatürk planlı bir ekonomiye, planlı bir tarım kalkınmasına inanmaktadır. Ona göre “Milli ekonominin temeli tarımdır”. Bunun için kalkınmanın tarımla başlaması ve köylere kadar yayılacak proğramlı ve pratik çalışmaların sürdürülmesi gerekir.

17 Şubat – 4 Mart 1923 tarihinde İZMİR’de yapılan İktisat kongresinde ülke kalkınması ile birlikte tarım kalkınmasını hayata geçirilmeyi amaçlar.

Atatürk’e göre; bir defa memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Çiftçinin ailesini geçindirebileceği toprağın bölünmemesi, büyük çiftlik sahiplerinin işlettikleri arazinin ise bulunduğu memleket bölgesinin nüfus yoğunluğuna ve toprağın verimliliğine göre sınıflandırılması gerekir. Büyük, küçük bütün çiftçilerin mutlaka tarımsal mekanizasyona geçmesi sağlanmalıdır.

Ülke muhtelif tarım bölgelerine ayrılacak ve üretim tipine göre, çiftçinin bilgi ve görgüsünü artıracak Tarım Araştırma Kuruluşları kurulacaktır. Bu kuruluşlar, hem çiftçiye teknik destek verecek, hem araştırma yapacak,hem de bölge için en uygun ürün türüne belirleyecektir. Tüm bunlar yapılırken, bu kuruluşların devlet bütçesine yük olmadan birer tarım işletmesi gibi çalışması sağlanacaktır.

Başta buğday olmak üzere, tüm ürünlerde ürün kalitesini artıracak çalışmalar yürütülecek, sanayinin ve iç ve dış piyasanın ihtiyacı ürün kalitesi yüksetliecek, üretim masrafları düşürülecek, tarımsal ve hayvansal hastalıklarla mücadele edilecektir.

Askerlik hizmeti görenlere bile, 1924 Silah Altına Alma Yasası ile tarımsal makinaları kullanma ve yeni üretim teknikleri öğretme zorunluluğu getirilecektir.

Tarımın gelişmesi ve çiftçiye kredi sağlanması amacıyla Ziraat Bankası kurulacak, Ziraat Bankası geniş bir çiftçi kesimine ulaşacaktır.

03 Mart 1924 yılında yaptığı bir konuşmada, Atatürk tarımsal üretim artırma yolunda yapılan hiçbir çalışmadan memnun değildir. Daha büyük bir gayretle, daha geniş imkanlarla, çiftçinin kalkındırılması ve ülkenin tarımsal üretiminin artırılmasını arzuladığını belirtmiştir. Bu amaçla 1927 yılında hazırlanan bir yasa ile Tarım Bakanlığı, köylülere tarımsal araç ve gereçleri kullandırmak ve köylüyü bilgilendirmek amacıyla çalışmalar genişletildi. Bakanlık ayrıca fındık, limon, çay, sebze, patates, v.s. gibi ürünlerin yetiştirilmesi için Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü kurulmuştur.

Bu arada hayvancılık teşvik edilmişti. Anadolu’nun kalkınmasında önemli rolü olan hayvancılık için Ankara ve diğer illerde 1927 yasası ile veterinerlik okulları açılmıştır.

Ziraat Mühendisleri yetiştirecek Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi açılmıştır.

Çok sayıda traktör ve tarım mekanizson aletleri ithalatı yapılmış ve çittçinin hizmetine sunulmuştur.

Pek çok yerde tarım araştırma kuruluşları kurulmuş, bu kuruluşların tamamı tarımsal işletme haline getirilmiş ve hem çiftçiye teknik bilgi vermişler, hem yeni-verimli ve kaliteli ürün türleri geliştirmişler, hayvan neslinin ıslahında ciddi çalışmalar yürütmüşler, hem de devlete yük olmadan işletme mantığı ile ürünlerini pazarlamışlardır.

Sonuç;

Bu politikalar sonraki yıllarda bu politikalar sürdürülemeyince,

Tarım toprakları amacı dışında kullanım nedeniyle hızla küçüldü. Tarımla uğraşan çiftçi ve köylüler yoksullaştıkca yoksullaştı. Genç nüfus tarımdan hızla uzaklaştı. Yerli tohum ve ırklar yok oldu. Ülke adeta yabancı hibrit tohum cennetine dönüştürüldü. Oluşturulan Tarımsal Araştırma Kuruluşları politikacıların çiftliği haline geldi. Amaca hizmet edemeyeceği de anlaşılınca da başlarına adeta peşkeş çekildi. Ziraat ve Veteriner Fakülteleri hiçbir zaman sahaya inmedi. Çiftçiye lazım olan bilgiyi onlarla paylaşmadı. Yetiştirdikleri mühendisler ise çiftçiye daha fazla ilaç, daha fazla gübre satmaya çalışan mümessiller haline getirildi. Tarım İl Müdürlükleri sadece devlet tarafından verilen ulufelerin dağıtım merkezi haline geldi. Ziraat Odaları babadan oğula geçen aidat tahsilat büroları haline dönüştürüldü.

Çitfçi ise, mutsuz, bilgiye aç, ama üretmeye devam ediyor.