Follow Us

+ (1800) 456 7890
info@mefinance.com

Mon - Sat 9.00 - 19.00
Sunday Closed

Çiftçimiz tarlasını, kısaca 2/B denilen, Orman Sınırlarına Çıkartılan ve Hazineye Devredilen Taşınmazların Satışı Hakkında Kanun’dan yararlanmak suretiyle edinmiş bulunmaktadır. Arazinin denizden yüksekliği 150 mt. olup eğimli ve kodlu bir arazidir. Çiftçimiz bu arazide 20 gün boyunca iş makinesi çalıştırmış, ciddi tasfiye yapmış ve arazinin üst bölümüne 2 bin tonluk bir taş havuz yapmış. Arazi eğimli

Zeytin fidanları, yaprakları ve kökleri dışında, bütün vejetatif aksamları ile üretilebilen bir ağaçtır. Zeytin üretiminde çekirdek, yeşil çelikler, kalın dal çelikleri, yumrular, yumrulu kökler, ağaçların dibinden çıkan dip sürgünleri kullanılır. Ancak genel anlamda aşıyla üretim ve yeşil dal çelikleriyle üretim olmak üzere iki türlü üretim yapılır. Aşıyla üretimde çekirdekten elde edilen ergin ağaçların aşılanması esastır.

Çiftçi Kulüp üyeleri olarak bir günümüzü Tarsus’ta bulunan arazilerin sulanma sistemlerini araştırmaya ayırdık. Berdan Barajı’nın çıkışından başladık; ana kanalları takip ederek, arazilere giriş kanallarına kadar gittik. Çiftçilerle konuştuk, sulama görevlilerinden sorunları dinledik. Öğrendiklerimiz şunlar: Tarsus Ovası Berdan Kanalı’ndan sulanıyor. Berdan Barajı’nın yapımına 1979 yılında başlanmış ve 1984 yılında ise tamamlanmış. Baraj sulama-elektrik amaçlı düşünülmüş. Aynı

“Tarım Topraklarını Çiftçi mi Koruyacak?” başlıklı yazımızda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın tarım arazilerinin korunmasına ilişkin kamu spotunu eleştirirken, tarım topraklarının tam ortasına yapılan bir tesisten ayrı bir başlık halinde bahsedeceğimizi duyurmuştuk. Herkesin bildiği gibi, Tarsus Ovası, Berdan Nehri’nin suladığı bir alanda ve binlerce yıllık alüvyonlarla oluşmuş, dünyanın en önemli tarım bölgesidir. Bölgede bulunan arazilerin

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından, azalan tarım arazilerine dikkat çekmek için bir kamu spotu hazırlanmış. Bu kamu spotu, her televizyon kanalında günde birkaç kez yayınlanıyor. ”Tarım arazilerine sanayi tesisleri, konut alanları yapmadan önce mutlaka Bakanlık görüşünü alalım. Tarım arazilerini koruyalım,” deniyor burada.  İsteyen istediği yere sanayi tesisi, konut alanı yapabilirmiş gibi kamuoyunun önüne sunulan bu

Ülkemiz, sanayi ülkesi olma yolunda önemli aşamalar katetmekle birlikte hala önemli bir tarım ülkesidir. Tarımda modernleşme çalışması büyük devlet adamı Atatürk ile başlamıştır. Tarımda modernleşme Atatürk’ün en büyük hayalidir. Kurduğu tarımsal işletmeler için 1917 yılında Türkiye’ye getirilen traktörler üzerinde tarla sürerken çekilmiş fotoğrafları incelenirse, bu işten ne denli keyif aldığı görülecektir. 1917 ve sonraki yıllarda

Ziraat Vekaleti, ülke çapında uygun iklim koşullarında yetiştirilen bitki ve ağaç türlerini belirlerken Mersin için en uygun türün başta limon olmak üzere narenciye türleri olduğunu tespit eder ve üreticiye aşılı fidanları verir. 1938 yılına gelinceye kadar artık Mersin’de sadece limon ağacı envanteri 40 binlere dayanmıştır. Mersinli üretici ise narenciye üretimini sevmiş, 1960’lı yıllarda ise ağaç

Türk yapımı traktör 1963 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makineleri Bölümü’nde yani o zamanki adıyla Zirai Kuvvet Makineleri Kürsüsü’nde Prof. Dr. Hamit Demirtaş önderliğinde, Doç. Dr. Süleyman Kadayıfçılar ve Asistan Dr. Gazanfer Hazardın tarafından yapıldı. Üç başarılı Türk mühendisin kendi olanakları ile finanse ettiği HSG traktörleri uzun uğraşlar sonucunda tamamlandı. Yapımını üstlenen mühendislerin isimlerinin

Bundan önceki yazımızda belirttiğimiz üzere, tarım topraklarının yok edilmesinde çiftçinin en küçük bir kabahati bulunmamaktadır. Aksine, çiftçiler bu koşullarda bile mucizeler yaratıyor. Kayaları yok ediyor, arazi oluşturuyor, düzeltiği bölümlere toprak taşıyor ve ürettikleri alanlarda tarım yapıyorlar. Bakın, bunu nasıl yapıyorlarmış anlatalım. Arpaçbahşiş Beldesi’nin üst kesimlerine gittik ve bir çiftçi ile konuştuk. 22 dönümlük taşlık ve kayalık