IMG_9294Ülke savaştan çıkmıştır. Açlık, yoksulluk, hastalık kol gezmektedir. Eğitimli az sayıda kişide savaşta ölünce, hem yoksulluk, hem eğitimsizlik Anadolu’nun kaderi olmuştur. Ancak o yılmaz.. Kararlıdır.. Yoksul  bir toplumu gelişmiş ülkeler seviyesine çıkartacak, cahillik bilgi ile yer değiştirecektir.

Birbiri ardına açılan okullardan en çok da tarımla ilgili olanlar onun ilgisini çeker.. Kalkınmanın tarımla başlayacağına, yoksulluğun ancak bu yolla aşılacağına inanır. Türk insanına, köylüsüne, onun çalışkanlığına, ödünsüz dürüstlüğüne güvenir. Tarımda kalkınma hamlesinin başlaması ile birlikte köylünün yanında karısının kızının da olacağını, onlarında eşleri, babaları ile birlikte çapa sallayacağını da bilir. Bu nedenle, ister ki; açılacak tarım okullarında kız öğrenciler de olsun, ülkenin her yerine dağılsınlar ve köylüye tarımı öğretsinler.

1930 yılında Ankara Yüksek Ziraat Okulunu açılır. Okul üç yıl sonra Yüksek Ziraat Enstitüsüne dönüşür, 1946 yılında çıkartılan bir kanun ile Ankara Üniversitesi kapsamına alınır ve 1948 yılında Ziraat Fakültesi adını alır.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün hayali gerçekleşmiştir. İlk kız öğrenciler Ziraat Fakültesine kayıtlarını yaptırır. Dört yılın sonunda ilk mezunlarını verir.

İşte Arife KARCIOĞLU bu kız öğrencilerden birisidir.

Van’da doğmuştur. İlkokulu İstanbul’da bitirmiştir. 1938 Yılında Amerikan Kız Kolejinden, 1953 yılında ise Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinden mezun olur. İlk görev yeri Tarım Bakanlığıdır. Sonra sırası ile Tarsus Sulu Ziraat Araştırma Enstitüsünde, sonra da Mersin Topraksu 2. Bölgede çalışır.

Girişimci bir kişiliği vardır. Bir türlü kabına sığamaz. Anadolu’nun her yerinde tarım havzaları oluşturma hayaliyleIMG_9299 yanar tutuşur.

O yıllar zor yıllardır. Anadolu da binlerce yıldır yetişen ürünlerin dışında yeni ürünler bilinmez. Çilek bunlardan birisidir.

Arife KARCIOĞLU Antalya’ya çilek fidesi getirtildiğini ve denenmek istendiğini duyar. Her şeyi bir kenara bırakır ve Antalya’ya gider. Çileği, yetiştiriciliğini ve yetiştirme koşulların öğrenir.

Mersin’e gelir ve araştırmalarına başlar. Değişik yerlerde toprak tahlilleri yaptırır. Sonuçta Silifke’nin kumlu-tınlı topraklarının çilek için en uygun topraklar olduğuna karar verir ve eskiden Tekir, şimdilerde Atayurt denilen bölgede küçük bir arazi alır ve çilek üretimine başlar.

IMG_9303İlk üretimini yapar ve Anadolu’da bilinmeyen bu meyveyi tanıtmak için yoğun bir faaliyet sürdürür. Yetiştirdiği çilekleri küçük kaselere koyar, Silifke Otobüslerinin mola yerlerinde otobüs yolcularına pazarlar. Sonra dağıtım ağını genişletir ve Ankara’ya, İstanbul’a gönderir.

Arife KARCIOĞLU’nun çilek’i Silifke’ye anlatması kolay olmamıştır. Silifke’li önceleri yabancı bir kadının, tanımadıkları bir ürünü yetiştirmesini yadırgarlar. Uzak dururlar. Sonra Arife ablalarının ikna çabaları etkili olur, üretim tüm Silifke ovasına yayılır.

Sonuç; Silifke’de 18.500 Dekarlık alanda, binlerce çiftçi çilek üretimi yapmaktadır. Arife Karcıoğlu’nun çabaları sonuçlarını vermiş ve bir sektör yaratılmış, binlerce aileye gelir kapısı olmuştur.

 

EK Bilgi…

Arife KARCIOĞLU ile ilgili yazımız ilgi çekmiş ve yazımız bir kısım basım ve yayın organlarında yer almıştır.

Çok sayıda kişi aradı ve bir kadının-Arife KARCIOĞLU’nun yarattığı başarı öyküsünden çok etkilendiklerini söylediler. ..

Ancak en önemsediğimiz Pr0f.Dr.Erdoğan GÜLTEKİN’in söyledikleriydi..

Pr0f.Dr.Erdoğan GÜLTEKİN, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peysaj Mimarlığı Bölümünde uzun yıllar görev yaptıktan sonra emekli olmuş, ama köşesine çekilmemiş. Tarım ile ilgili çalışmalarını sürdürüyor.

Yazımızı okuduğunu ve yazının genel anlamı ile doğru olduğunu ve eksiklikler bulunduğunu söyledi..

Prof.Dr.Erdoğan GÜLTEKİN; Arife KARCIOĞLU aslında VAN’lı değil KOZAN’lıdır ve benim akrabamdır. Antalya da Hollanda’lı bir aile ile tanışır ve onların Antalya’ya getirdiği çilek fidelerinden birkaç dal alır ve bu fideleri Tarsus Sulu Ziraaat Araştırma Enstitüsü’nde geliştirir. Evinde bir hobi bahçesi yapar ve üretim tekniklerini çeşitlendirir. Tarsus’lu bir kısım çiftçi ilk günlerde çilek ekimine ilgi gösterirse de, sonra bu ilgi azalır. Daha sonraki günlerde Silifke’de Göksu Deltasında pirinç ekiminin yasaklanması ile oluşan boşluk sırasında bu arazilere çilek dikme fikri gelişir ve çilek artık Silifke’nin ana ürünü haline gelir. Arife KARCIOĞLU’nun bu çalışmaları sırasında Prf.Dr.Nurettin KASKA kendisine önemli destekler vermiş ve yeni çeşitlerin piyasaya sunulması konusunda araştırmalar yapmıştır. Bu nedenle, Prof.Dr.Nurettin KASKA’nında çilek’e verdiği hizmeti anmadan geçmek istemem. Atatürk’ün Silifke’de ve özellikle Göksu Deltasında yapmak istediği ziraat bu yolla gerçekleşmiş ve çilek tarımı dev ölçülere ulaşmış, Silifke’li için yeni bir geçim kapısı açılmıştır.

Ben asistanlık tezimi Arife KARCIOĞLU’ndan aldığım bilgilerle ve ÇİLEK üzerine yaptım ve bu tezi 1963 Yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Yetiştirme ve Islahı bölümünde bitirme-lisans tezi olarak sundum. Bu çalışma Türkiye’de yapılmış ilk akademik çalışmadır. Bu bilgiler şu anda Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi arşivindedir.. Aslında Arife KARCIOĞLU, sadece Silifke’ye çilek öğretmemiş, benim kariyerimi de önemli ölçüde etkilemiştir..

Ve devam ediyor.. Aslında kendisi aldığı eğitimin etkisi ile ve özellikle de Amerikan Kız Kolejli olması nedeniyle tam bir misyonerdir. Ömrünü tarıma adamış ve Türk köylüsüne tarımı, özellikle de çileği öğretmek için yoğun çaba göstermiştir. Sadece Silifke’ye değil tüm Türkiye’ye çilek’i öğretmiştir. Hayatında tarım ve çilekten başka bir şey olmamıştır diyor.

Prf.Dr. Erdoğan GÜLTEKİN, Arife KARCIOĞLU aslında bir misyonerdir ama, bu onu tanımlayama yetmez.. Aslında o tam bir devrimcidir. Hem de tarım devrimcisidir.. diyerek sözlerini tamamlıyor.

Share

leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*