image6Onu Mersin Yenişehir de, apartmanların arasında, boş kalmış bir kaç dönümlük arazide, beş altı kişi ile soğan hasat’ı yaparken gördük.  Yanına gittik ve tanıştık.

Adı Selahattin Ersoy.. Ama herkes onu Soğancı Selocan olarak tanıyor. Mersin, Toroslar’a bağlı eski adı ile Araplar, yeni adı ile Kaşlı köyünden.. Öyle ilginç şeyler anlattı ki, anlattıklarını hayretler içerisinde dinledik. Bilgisi karşısında şaşkınlığa düştük.

İşte anlattıkları..

Köyümüzün adı Araplar.. Ama biz yörügüz. Kim öğrettiyse, birileri bize soğan yetiştiriciliğini öğretmiş.. Biz de Araplar köyü olarak kendimizi bildik bileli soğan yetiştiriyoruz. Yani demem o ki, geçimimiz sadece soğandan…

Köyümüz Mersin’e çok yakın. Büyükşehir sınırlarına dahil.. Bu nedenle, sürekli şehirli saldırısına maruz kaldık. Arazilerimiz zaten küçüktü. Birde miras yolu ile bölündükçe bölündü. Bölünen arazilerde şehirli tarafından satın alındı. Şimdi herkes imar biraz artsa da bizde satın aldığımız yerlerden rant elde etsek diye bekliyor. Bizim soğan ekip diktiğimiz yerler şimdi bomboş üstüne bina yapılacağı günü bekliyor.

Bizi sorarsanız, bizde köylü müyüz, şehirli miyiz bilemiyoruz.  Mersin’e çok yakınız ama, dedelerimizden, babalarımızdan kalan araziler başkalarının elinde.. Bizde başkalarına ait arazileri kiralayıp, soğan yetiştirip geçimimizi sağlamaya çalışıyoruz..

Köyümüzde yüz’e yakın aile var ve bildiğimiz tek şey çiftçilik ve özellikle soğan yetiştiriciliği. Hiç birimizin tek bir metre kare arazisi kalmadı. Apartmanların, sitelerin arasında bulduğumuz 2-3 dönümlük arazileri kiralıyor, yada belediye göz yumarsa, belediye hizmet arazilerinde üretim yapmaya çalışıyoruz.

Biz yeşil soğancıyız. Mevsimine göre, Amasya Taşovası, Antep yalova 12 ve yazlık Mersik türü soğan yetiştiririz. image2Soğan’ı toprakla buluşması ile hasatı arasında geçen zaman iklime göre, 40 -60 gün arasıdır. Eylül ayı ile Mart ayı arasında geçen sezonda, hiç fasılasız olarak kademe kademe ekim yaparız. Mart ayında da sezonu kapatırız.

Bu yıl 30 ton soğan tohumu aldım. Otuzbin lira ödedim. Tohum fiyatları çok yüksekti.. Eğer yeşil soğan para etmezse para kazanmamız mümkün değil. Giderlerimizde çok yüksek ve yoğun emek ile üretim yapıyoruz, kira ödüyoruz. Bu nedenle, eğer ailece çalışmasak ve kendi emeğimizi de hesap etsek hiç bir şey kazanamıyoruz.

Selocan diyor ki; Biz çiftçiyiz.. Babadan dededen çiftçiyiz. Arazimiz olmadığı halde, küçücük alanlarda üretim yapıyor, katma değer yaratıyor, bir çok işçiyi istihdam ediyoruz. Yani bize sorarsan, biz çiftçinin kralıyız. Ama devlete sorarsan biz bir hiçiz.. Bizi adamdan bile saymıyorlar.. Neden mi? Anlatayım..

Ziraat Odasına gidiyoruz. Sen üretim yapıyorsun, soğan yetiştiriyorsun, bunu biliyoruz. Ama arazin yok. Bu nedenle senin ziraat odasına kaydını yapamayız.. Seni çiftçi olarak kabul edemeyiz diyorlar. Tarım İl Müdürlüğüne gidiyoruz. Çiftçi Kayıt Belgesi istiyoruz. Arazin yok, bu nedenle, ÇKS sisteminde yer alman mümkün değil diyorlar. Ürettiklerimiz hallerde satılıyor ama, bizden vergi kaydı istemiyorlar. Sen küçük çiftçisin vergiden muafsın diyorlar.

Bankaya gidiyoruz. Senin vergi kaydın yok, arazinde yok.. Sana ne kredi, ne kredi kartı verebiliriz diyorlar..

Yani hem varız, hem yokuz.. Ama varsın onlar bizi yok saysın. Biz yine bildiğimizi yapacağız, üretime devam edeceğiz.. Hem de sonsuza kadar…

İşte yemeklerin, salataların olmazsa olmazı soğan, devletin yok saydığı bu krallar tarafından yetiştiriliyor.

Share

leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*