Sürekli duyuyorduk.

Mısır’da tarımla ilgili müthiş gelişmeler var.  Mısır bizim tarımdaki en önemli rakibimiz haline gelecek. Mısır portakalı Türk portakalına kafa tutacak..

Bunları hep duyuyorduk da, bir de yerinde görelim, Mısır nasıl bir rekabet unsuru haline gelecek, Türk tarımını nasıl zorlayacak, bunu Çiftçi Kulübü olarak araştıralım ve anlatalım istedik.

İskenderiye’deki dostlarımızla görüştük. Uçak biletimizi aldık ve yollara düştük.

İskenderiye’ye Türk Hava Yollarının her gün tarifeli uçak seferi var. Kente ait iki havalimanı olmasına rağmen THY  Borg El Arap havalimanına sefer yapıyor. Bizde sabaha karşı İskenderiye Borg El Arap havalimanına indik. Bizim havalimanları ile kıyaslanamayacak kadar kötü ve eski bir havaalanında bir de pasaport kontrolü dışında ilgili ilgisiz kişiler tarafından pasaportunuza bakılınca ilk şoku yaşıyorsunuz.

Kısa bir yoluculuktan sonra kent merkezine geldik ve kalacağımız yere ulaştık.

İSKENDERİYE’DE YAŞAM VE SOSYAL HAYAT

Tarım gezisi için gelmemize rağmen, kentlerdeki yaşamı görmezde gelemezdik. Bu nedenle, kent yaşamını ve gördüklerimizi de yazmalı ve bilgileri sizlere aktarmalıydık.

İskenderiye Havalimanından gelen yol, iskenderiye’nin batısından sahille birleşiyor. Kentin kıyısı İzmir Kordon’una benzemesine rağmen, ilk görüntü savaştan çıkmış Beyrut görüntüsü gibi. Binalar o kadar eski ve bakımsız ve o kadar harap görünüyor ki, İskenderiye gibi ünlü bir kentin ana vitrininin neden bu kadar kötü tutulduğunu, iyileştirmek için neden çaba gösterilmediğini anlayamıyorsunuz.

İskenderiye’liler bu durumu kanıksamışlar ve hiç rahatsızlık duymuyorlar. Binalar neden onarılmıyor dediğimizde, çölden esen fırtınalar binalarda kumlama etkisi yapıyor ve dış görüntüsünü bozuyor, onarıldığında, kısa süre sonra aynı şeyler olacak diyorlar. Fakat  çok eski dönemlerde iyi mimari ile yapılmış, yeşil panjurlu, Akdeniz tipi binaları görünce de İskenderiye’nin yakın tarihinde iyi dönemler geçirdiğini hemen anlayabiliyorsunuz.

Kentin sahil kesiminde ve iç bölgelerde öyle bir betonlaşma var ve öyle yoğun binalar yapılıyor ki, bu kentin yüzlerce yıl kendisini düzeltemeyeceğini görüyor ve üzülüyorsunuz. İskenderiye’lilere göre  kent 2011 yılına kadar çok düzenli imiş, ancak bu  yıldan sonra başlayan ayaklanmalar ve darbe sırasında yönetim boşluğunu fırsat bilen müteahhitler hiç bir kural tanımadan ve kaçak, ruhsatsız çok sayıda bina yapmışlar ve kenti bu hale getirmişler. Tipik bir ortadoğulu anlayış burada da hakim olmuş. Biz yapalım, nasıl olsa soruncu çözecek birisi çıkar ve binaları yasallaştırırız  anlayışı hakim olmuş.

Kent sahilinde yürüyüş yapsanız bile sahildeki anlamsız yükseltiler ve kafeteryalar nedeniyle denizi görmeniz zorlaşıyor, denizin keyfini çıkartamıyorsunuz.

Kent içerisine yeni oteller, otel alt bölümlerine AVM’ler ve diğer rezidans türü daireler yapmışlar. Bizdeki AVM standartlarına uygun bu alış veriş merkezleri İskenderiye’liler için bir sosyal yaşam alanı haline gelmiş. Sıcak havalar oralarda yaşayanlar için  “akşam yaşamını” alışkanlık haline getirmiş. AVM’ler geç saatlere kadar açık ve tıklım tıklım dolu. Sahilde bulunan çok sayıda kafeterya önüne sıralanmış koltuklara oturuyor ve buralarda nargile içiyorlar. Mısır’da nargilenin hayatın önemli bir parçası olduğunu hemen anlıyorsunuz.

Kent trafiğindeki keşmekeşi anlatabilmek için ancak görmek gerekir. Hiç bir kural tanımıyorlar. Üç şeritli yolda altı araç yan yana gidiyor. Çok süratliler ve herkes bulduğu her boşluğa hücum ediyor. Darbesiz tek bir araç yok. Çok sık kaza oluyor ve kazalar hiç kimsenin umurunda değil. Kazadan sonra durmuyorlar bile. Kentte ışıklandırma sistemi yok. Bir kaç tane gördüm ama ışığın neden orada olduğunu  anlayamadım. Çok sayıda siyah sarı taksi var ve küçük minibüslerle yolcu taşıyorlar. Bunlar ise karmaşayı artırıyor. İskenderiye’den başlayıp, Kahire’ye kadar giden bir otoyol yapmışlar. Otoyol standartları bizdeki otoyol standartlarının çok altında. Hiç bir tabela yok yada okunmuyor. Yan koruyucu muhafazalar olmadığı için gece karanlıkta önünüze aniden otoyolu geçmeye çalışan birisi çıkıyor ve çok sayıda ölümlü kaza oluyormuş. Otoyol girişlerinde ise komik kulübelerde nakit tahsilat yapılıyor. Yan girişlerde ise bina yok ve ayakta duran bir kişiye ödeme yapıyorsunuz.

Mısır’da hijyen sorunu olduğu, kenti’de temiz tutmak için bir çabalarının olmadığı doğru. Dışarıda yemek yenmemesi, yenecekse bile hijyen’e dikkat edilmesi gerektiği yolunda çok uyarı alıyorsunuz, ama istenildiği taktirde, çok şık yeme içme mekanları bulmak mümkün. Belli ki Mısır’da zenginler ve zengin olmayanlar gibi iki grup var ve her iki grubunda gidebileceği çok sayıda iyi ve kötü yemek mekanları var. Mısırlılar yemek yemeye geç başlıyor ve yemeği  geç saatte bitiriyorlar ve bu tür yerleri hep dolu.

Mısır’da balık çok bol, kaliteli ve ucuz. Jumbo karidesleri ve kalamarları tek kelime ile müthiş. Ancak balıkları çeşitli baharatlarla soslayarak pişiriyorlar ve bu şekilde servise sunuyorlar. Şahsen ben balık yerken baharat yerine balık tadı almak istediğim için servis edilen balıklar benim damak tadıma uygun değildi. Bizim ülkemizde yeşil salata ve özellikle roka salatası balığın vazgeçilmezi iken, İskenderiye’de bunlara çok önem verilmiyor. Balık yanında sunulan tarator ve humus’da bizdeki kalitede değildi. Balık yanında bardak içinde balık çorbası içiyorlar ki, biz bir şeye benzemeyeceğini düşündüğümüzden istemedik.

Mısır’da içki ve içki kültürü yok gibi. İçki satılan bir satış yeri görmedik. Balık lokantalarında da balık yeniliyor ve kalkılıyor. Beyrut ve Suriye gibi ortadoğu ülkelerinde ve bizde tatlı çok önemli olmasına rağmen tatlıcı dükkanı göremedik. Sorduğumuzda da iyi bir tatlıcı tavsiye edemediler.

Şehrin yan ve yeni oluşan bölgelerinde Beyrut Mutfağı ve benzeri şık restaurantlar görmemize rağmen, kısa gezimizde buraları denememiz mümkün olmadı. Ayrıca şehrin bir çok yerinde her marka çok sayıda fast food dükkanı var.

İskenderiye uzun zaman Osmanlı yönetiminde kalmasına rağmen, neden bu kadar uzak kaldık, neden hiç bir yerde yokuz anlayabilmek mümkün değil. Sanki bizden hiç bir iz kalmamış gibi. Gidiş ve dönüşte uçaktaki tek Türk galiba bendim. AVM’lerde ucuz giyim satan bir firmamızın dükkanına rastladım. Birde yine bir AVM’de büyük bir gıda üreticisi firmamızın ürünleri vardı. Hepsi bu kadar. Son yıllarda bir kısım Türkler Mısır’da yatırım yapmışsa da, ayaklanma ve darbenin başlaması ile bunlar ya dönmüşler, yada kısıtlı üretim yapabiliyorlarmış. Orada yaşayan Türk aileleri varmış, eski aileler Türkçe’de biliyormuş, ancak biz hiç onlarla karşılaşamadık. Son yıllarda meydana gelen ayaklanma ve darbe sonrasında bize karşı bir tepki oluşmuş. Buna rağmen, Türk olduğumuzu anlayanlar, hemen ilgi gösteriyor, İstanbul’u görmek istediklerini söylüyorlar.

Kent içerisinde çok sayıda tarihi doku var. İskenderiye kütüphanesi şehrin tam ortasında ve farklı bir mimarı yapı ile dikkat çekiyor. Yakılan yıkılan eski kütüphane yerine ve aynı büyüklükte yapılmış ama eski görkemli günlerine bir türlü ulaşamamış. Yüksekliği ve yapısı nedeniyle dünyanın yedi harikası arasında sayılmışsa da bugünkü fener de öncekinin bir benzeridir.

Şehre çok yakın olan deniz kıyısında yapılmış Montaza Sarayı da şehrin görülmesi gereken en önemli tarihi mekanlarındanmış. 1892 yılında Abbas Hilmi Paşa tarafından yapılmış. İstanbul’daki Hidiv Kasrı’da bu kişi tarafından yaptırılmış. Montaza Sarayı’nın muhteşem bir mimarisi ve çok büyük bahçesinde saatlerce dolaşmak mümkün. Bahçe halka açılmış, içerisine otel, kumarhane, çeşitli restaurantlar ve kafeteryalar ile deniz’e girilmesi için küçük evler yaptırılmıştır. Bahçe içerisine araba ile girmek mümkün. Ancak benim gittiğim tarihte bina restorasyonu yapıldığı için içini görmem mümkün olmadı.

Mısır’da başka bir ilginç görüntü ise erkeklerin alınlarında görülen siyah lekeler. Pek çok yaşlı erkekte, hatta gençlerde bile görmeniz mümkün. Mısırlılar buna “zebibahlanmak” diyor. Neden oluştuğunu sorduğumuzda “namaz kılmaktan” diyorlar. Bizim ülkemizde de çok namaz kılanlar var onlarda neden olmuyor dediğimizde ise kaçamak cevaplar veriyorlar. Ancak bilenler, bu izlerin bir çeşit taş üzerine secdeye varmakta, yada alnı uzun süre secdede tutmaktan oluştuğunu söylediler. Anlaşılan o ki, Mısır’lılar ibadetini yerine getiren, iyi bir Müslüman olarak fark edilmek için  bu izi taşımak istiyorlar.

Pek çok Mısır’lı ülkemizin modern yüzü ile yakından ilgileniyor. Türkiye’yi model bir ülke olarak gördüklerini ve hayranlıkla izlediklerini söylüyorlar. Mısır müthiş bir coğrafyada. Uzun bir Akdeniz kıyısı, Akdeniz’i  Umman denizine bağlayan Süveyş kanalı, Umman denizi, ülkeyi bir boydan diğer boya kat eden Nil nehri ve Nil nehrinin suladığı bereketli toprakları ve olağanüstü bir tarih zenginliği var. Ancak bu kadar zenginliğe rağmen, ülkede yoksulluğun hakim olmasını ise bizim geçtiğimiz süreçten geçememelerine bağlıyorlar. Ve ülke bugün her yerde latin harf ve rakamlarını kullanıyor. Batılı gibi giyinmeye özen gösteriyorlar. Bu nedenle, bu ülkeyi gezerken eşsiz öngörülü, büyük Atatürk’ü bir kez daha saygı ve minnetle anmadan geçemedik.

Mısır’daki Türk girişimcilerin başarısını ve Mısır da tarımı bir sonraki yazımızda anlatacağız.

Share

leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*