İlk Gün,

İlk gün İskenderiye’nin batısında bulunan ve yeni oluşturulan tarımsal alanları görmek için yola çıktık. Gittiğimiz bölge İskenderiye-Kahire yolu 15. Km. civarıydı. Bölgede çölleşme tehlikesi baş gösterince Mısır Hükümetince uygulanan bir proje çerçevesinde bölge tarıma açılır. Beş bin, on bin, yirmibin dönümlük araziler belirli şirketlere tahsis edilir. Bölgeye Nil nehrinden alınan sularla sulamak için büyük kanallar yapılır. Arazilere dev artezyen kuyuları vurulur. Pivot tarzı(dairesel) sulanan araziler planlanır. Bölgede gezdiğimiz süre içerisinde sayısız pivot sulamalı araziler gördük, ıslahı yapılan çok sayıda araziye rastladık.

Bu arazilerden birisine girdik ve teknik bilgiler aldık. Girdiğimiz arazi beş bin dönümlük bir arazi olup,arazide 5 pivot tarla vardı. Her dairede bir pivot sulama sistemi ve iki kuyu varmış. Kuyular 600-700 mt.den su çekiyormuş. Tüm arazide 16 derin su kuyusu varmış ve arazinin tamamı bu kuyulardan sulanıyormuş. Suyun tuzluluk oranının binde 5 olduğunu söylüyorlar. Dairesel tarlalarda patates, pancar, yonca ve buğday ekimi yapmışlar. Dairesel alan dışında kalan bölümlere ise Valensiya Portakal ve Mango dikmişler. Arazi ıslahı ve dikimine 2006 yılında başlamışlar. Arazi içerisinde 23.000 Portakal ağacı ve 28.000 mango dikilmiş.

Arazinin her yerine, bizim ülkemizde olmayan uzun dikenli, çam türü bir ağaç dikmişler ve bu ağaç hızlı büyümüş. Bu ağaçların sayısı yüzbinlerle ifade ediliyor. Bu ağaçlar bahçeyi çöl rüzgar ve kumlarından koruyormuş. Her bahçe tesisinden önce mutlaka bu ağaçlardan bahçe kenarlarına dikiliyormuş.

Arazi içerisinde idari bina, mühendis lojmanları, işçi lojmanları ve diğer sosyal tesislerin tamamı var. Sılaj havuzları ve elektrik-jeneratör binaları var. Arazi için gerekli çok sayıda traktör ve ekipman yanında dört jeneratör’e rastladık. Aylık elektrik sarfiyatlarının Onbeşbin TL olduğu belirtildi. Çok sayıda pivot ve derin kuyu pompasını görünce bu miktarın hiçte fazla olmadığını gördük.

Ürettiklerinin tamamına yakınının ihracatçıya satıldığını ve pazar sorunlarının olmadığını belirtiler.

Bu arazilerde bulunan toprak tamamen çöl kum toprağı. Esasında suyu tutuyor ve ağaç köklerini sıkmıyormuş. Bizim gördüğümüz portakal ve mandalinalar dış kabukları bizdeki türlerine göre daha sertti. Nedenini sorduğumuzda çölden esen rüzgar meyve kabuğunu sertleştiriyor. Ama bu durum meyvenin dış kabuğunun zedelenmesini önlüyor ve raf ömrünü uzatıyor. Sizin portakallar 5 günde çürürken, bizimkiler 15 günde çürür diyorlar. Bizim ağaçlar daha canlı ve yeşilken, onlarınki daha soluk. Yağmur yağmadığı için ağaçlar yıkanmıyor. ister istemez üzerindeki toz ağaçları soluk gösteriyor diyorlar.

İskenderiye’de Ocak ayında hava  gündüzleri 15 derecelerde, gece 5 derecelere düşüyormuş. Hava hiç bir zaman sıfırın altına düşmemiş. Yağmur az yağıyor. Ancak bu durum don ve dolu riskini ortadan kaldırıyormuş. Ayrıca gece gündüz ısı farkının fazla olmasının portakal ve üzümde aroma ve tad etkisini artırdığını belirtiyorlar. 14 Ocak tarihinde şeftalilerin çiçek açtığını ve ağaçların meyveye döndüğünü düşündüğünüzde, üretim anı itibariyle bizden önde olduklarını varsayabilirsiniz.

Bölgede narenciye ve mango dışında sayısız ürün fidanı gördük. Çok sayıda telli terbiyeli üzüm bağı, avakodo, şeftali, kayısı bahçeleri tesis edilmiş. Bir kaç yerde dikenli incir bahçesi tesis edildiğini gözledik. Yine bu bahçelerin tamamı çam türü ağaçla kuşatılmıştı.

Kentlerini kötü imar eden, trafiğine bir türlü çözüm bulamayan Mısırlı yönetimlerin gezdiğimiz tarım alanlarını nasıl oluşturduklarını ve nasıl bir projeksiyon çerçevesinde üretime devam ettiklerini ilgi ile gözlemledik.

İkinci Gün;

İkinci gün Feyyum Bölgesine doğru yola çıktık. Feyyum Mısır’ın ikinci büyük tarım havzası. İskenderiye-Kahire otoyolundan gidip, Kahireyi  130 km. geçtikten sonra güney-batıya ayrılan bir yolla Feyyum’a ulaşıyorsunuz. Feyyum adeta bir vaha.. Firavunlar devrinden itibaren, Nil’den kanallar açılarak sulanan bu verimli arazide pamuk dahil her şey yetiştirilmiş. Ürün yelpazesi İskenderiye’den farklı. Portakal ve mango yok. Ama tarla ürünleri ve yeşilliğin envai çeşitlerini yetiştiriyorlar. Domates için önemli bir üretim bölgesiymiş.  Feyyum’da bulunan Karum gölünde deniz balıklarına benzer türler bulunuyor. Ayrıca oluşturdukları çok sayıda toprak havuzlarda balık yetiştiriyorlar.

Bu bölge insanı kamış sepet üretiminde çok başarılıymış. Domates kasaları bile kamıştan yapılmıştı. Bizi domates üretimi yapılan bir bölgeye götürdüler ve açıkta üretilen domatesleri lezzetli ve kalın kabukluydu.

Feyyum’da balık önemli bir kültürmüş. Bu nedenle bizi bırakmadılar ve akşam bir köy lokantasında Karum gölünden tutulmuş balık ikramında bulundular. Burada yediğim bir karides pişirilme şekli ile olağanüstü idi. Küçük küçük kesilmiş ve un ve bir kısım baharatlarla kaplanarak kızartılmıştı. Kaşıkla yememiz tavsiye edildi. Gerçekten çok güzeldi.

Üçüncü Gün;

Bu gün yine İskenderiye yakınında otoyol kenarında bulunan bir araziye gittik. Altıbin dönümlük bu arazide 6 Dairesel tarla varmış. Dairesel tarla dışında bulunan diğer alanlarda ise çok sayıda meyve ağacının bulunduğunu gördük. Arazi işletme müdürü Bay Kamal büyük bir açık sözlülükle arazi hakkında teknik bilgiler verdi. Arazinin dairesel bölümlerinde pancar ve daha çok da patates üretiyorlarmış. Bu yıl için 1.500 Ton patateslerinin olduğunu ve bu patateslerin bir bölümünün organik üretim olduğunu ve Almanya marketleri için sözleşmeli üretim olduğunu belirtti. Diğer kısım patatesler ise cipslik ve yemeklikmiş. Ancak toprağın kumlu yapısı nedeniyle çok kaliteli patates ürettiklerini gördük. 21 Ocak tarihi itibarıyla hasat’a başlayacaklarını belirtti. Toprak kumlu olduğu için yer fıstığı, patates, havuç, pancar gibi köksü ürünlerden çok iyi sonuçlar aldıklarını belirttiler.

Yine işletmenin bir bölümünde süt inekçiliği yapılıyormuş. Bu ağırları da gezdirdiler. 1.800 civarında Holstein ve Simental inek varmış. Asıl amaç bu ineklerin gübresinden yararlanmakmış. Mısır’da Türkiye gibi, dünyanın önemli et ihracatçısı ülkelerden birisi olmasına rağmen, büyükbaş hayvan üreticiliğinde de iyi yerlere gidiyoruş.

Bu işletmede de idari binalar, slaj havuzlar, depolar, sosyal tesisler, ibaret yerleri gördük. Araçla gezmemize rağmen, gezimiz saatler sürdü.

Bu arazilerin bir bölümü satılıkmış. Türk yatırımcılar’ın bu tür işletmeleri devralmaları mümkünmüş. Türk yatırımcılarla işbirliği yapmaktan mutluluk duyacaklarını belirtiyorlar. Yaptığımız araştırmada bu tür çiftliklerin Türkiye’deki emsallerine göre çok daha ucuz olduğu yönündeydi.

Arazilerin tamamında bir kısım sosyal binaların damında güvercinliklere rastladık. Güvercin dolması Mısır yemek kültüründe çok önemliymiş. En iyi güvercin dolması evlerde yapılırmış ama güvercin dolması yapan çok sayıda lokantanın da olduğunu söylüyorlar. Mısırlı dostlarımız loca şeklinde düzenlenmiş, engin masalarda servis yapılan bir lokantada güvercin dolması, et ve bizdeki kebap’a benzer bir köfte ikram ettiler.

Dördüncü Gün;

Bu gün tüm günümüzü İskenderiye’de bulunan depo, soğukhava deposu ve narenciye işleme fabrikalarına ayırdık. Gezdiğimiz tesislerin çok iç açıcı olduğunu söylemek mümkün değil. Bizdeki tesislerin çok gerisindeydiler. Mısır’da ambalaj ve paketleme konusunda ciddi sıkıntılar olduğu belirtiliyor.

Bir sonraki yazımızda Mısırda tarımla ilgili fırsatlardan bahsedeceğiz.

Share

leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*