Hasat olumuna ve yeme olgunluğuna erişmiş ürünlerle ilgili depolama, çeşitlendirme, pazarlama politikanız yoksa, piyasalarda tesadüfen oluşur.

Sezon bir başlar fiyatlar havalarda uçuşur.. Çiftçiyi arayan arayana olur.. Görülmemiş fiyatlar, duyulmamış teklifler verilir. Ürününü satan satar, alanlar alır. Daha yüksek fiyat bekleyen çiftçi beklemeye devam eder..Ama gelin görün ki bir gün pazar durursa, ürüne talep azalırsa, piyasalarda yaprak kımıldamazsa işte o zaman kıyamet kopar.

Bu yılda öyle oldu.. Beklentiler büyüktü, fiyatlar yüksekten açıldı. Sonra birden her şey durdu. İhracat yok. Pazar ürün tüketmiyor, talep iyice daraldı.. Yüksek fiyatlardan ürün alanlar kara kara düşünüyor.

Çiftçi Kulübü olarak Mersin’de ihracat yapan önemli tüccarlardan birisi ile görüştük.

İşte anlattıkları..

Biz ihracatçıyız. Çiftçinin ürettiği ürüne pazar buluruz.. Pazarı nerede ise ürünü oraya satarız. Bu iç piyasa da olabilir, dış piyasada.. Üreticiden aldığımız ürünü eritiriz. Bir başka anlatımla son günlerde çok dile getiriliyor ya.. Üretici ile tüketici arasındaki aracıyız.. Bazılarının tarım ürünlerindeki fiyat artışının asıl ve ana sorumlusu ilan ettiği kişileriz.

Bizi aracı olarak suçlayanlar, tarım ürünlerindeki fiyat yükselmelerinin sorumlusu ilan edenler, bu soruna çözüm bulmak görevi olanlardır.. Onlar bu soruna çözüm bulmak yerine, ekonominin tüm kurallarını alt üst edip, sadece tüketiciye şirin görünmek için bizi suçluyorlar. Yanlarında bir kaç kamera ile pazarlarda fiyat kontrolü yapıyorlar. Bunlar bizi suçlarken, üreticinin bize sattığı fiyata bu ürünleri nasıl pazara sunulacağının formülünü söylemiyorlar.

Bakın ben size izah edeyim.

Biz çiftçiden bir liraya aldığımız ürüne, Limon için kg.başına 300 kr. Mandalina için 250 kr. Portakal için 200 kr. İşçilik öderiz. Hasatını yaptığımız ürünü fabrikamıza getiririz ve ürünü işleme, paketleme, işçilik, elektrik, mazot vb. gider olmak üzere 1.30 kr. harcarız. Yani çiftçi ürününü bize bedava verse, bize maliyet 1.30 kr. olur. O halde nasıl olur da, ürünü bahçe fiyatından pazara sunarız.

Bakın tüketiciye ürünün tarladaki fiyatından sunulmasını isteyenler ne hikmetse vergilerden bahsetmezler.. Tarım ürünlerinin şu andaki KDV.si % 8 dir. Ambalaj için kullandığımız karton yada benzeri kutuların KDV.si ise % 18 dir. Devlet alacağından vazgeçmez, birikmiş KDV alacağını süresinde ödemez. Soruyorum şimdi?  Biz bu harcamaları yapmazsak, ürün tarladaki fiyata üreticinin sofrasına nasıl gider?

Tüketici hem ucuz, hem kaliteli olsun, hem de ambalajı iyi olsun istiyor. Oysa bizim aldığımız ürünler fabrikadan çıkmıyor. Doğal ortamda yetişiyor. Satın aldığımız ürünlerin büyüğü, küçüğü, zedelisi, zedesizi, birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü sınıfı oluyor. Biz bunları alıp, sınıflandırıyor ve her talep grubuna göre ayrı ayrı pazara sunuyoruz. Tüketici malın kalitesine göre para öderken, biz hepsi için aynı parayı ödüyoruz.

Daha da önemlisi, ürünü satın alıp, üreticinin çeklerini, senetlerini verdikten sonra, yağmur, dolu gibi, bir sürü doğal afet risk’ini üstleniyoruz. Piyasa şartlarında fiyatlar düşerse zarara katlanıyoruz. Bu o kadar büyük bir risk ki, son yıllarda bizim bölgemizde çok büyük 30 işletme iflas etti..

Dünyanın hiç bir gelişmiş serbest piyasa ekonomisinde devlet fiyatlara müdahale etmez. Devlet, inşaatçının ürettiği dairenin, taşıt üreticisinin ürettiği otomobilin fiyatlarına müdahale edemezken, bizim ülkemizde tarım ürünlerine müdahale ediyor.

Bakın başka bir şey anlatayım. Plansız tarım ekonomisi bizlere kötü bir gelecek hazırlıyor. Bölgemiz hızla narenciye üreticiliğine kayıyor. Yakın zamanda bölgemizde Altıbin dönümlük alanda tarla ziraati yapan bir büyük çiftçi sadece mazot fiyatlarının pahalılığı nedeniyle tarla ziraatinden vazgeçti ve arazisinin tamamına narenciye dikti. Bu miktar narenciyeyi tüketecek ne içte, ne dışta bir pazar var ve bu pazar artık imdat diyor..

İhracatta da çok ciddi sorunlarımız var.. Bunları da anlatmak isterim.

Bir kere arazilerimizin parçalı yapısı, küçük olması ve dikim tekniklerimiz bizim makineli tarıma geçmemizi önlüyor. Hala işçi ile hasat yapıyoruz ve bu rakiplerimize göre bu durum pahalı üretim yapmamıza neden oluyor. Rekabette zorlanıyoruz.

Ürünlerimiz çok kaliteli, ambalajımız Avrupa standardında, ihracatçımız ise çok başarılı. En büyük pazar Rusya olmasına rağmen, Avrupa’nın tamamına, Irak, Arap ülkeleri, Ermenistan ve Türki Devletlerin büyük bölümüne ürün satıyoruz ama alıcılar bir sebeple bize karşı toleranssız. İspanya’ya gösterdikleri toleransı bize göstermiyorlar. İspanya’da on birimlik bir ilaç kalıntısı tolere edilebilirken, bizdeki bir birimlik ilaç kalıntısı tolere edilmiyor. Tarım Bakanlığı bünyesinde ürün tanıtımı için hiç bir çaba gösterilmezken, ürünlerimizle ilgili olumsuz, ama gerçek olmayan görüntüler sürekli servis ediliyor.

Bölgenin en büyük üreticisi olmamıza rağmen, limon gibi rakipsiz bir üründe bile, hem iç pazarda, hem dış pazarda birbirimizle rekabet ediyoruz ve haksız rekabeti önleyecek kurumsal çalışmalar maalesef ülkemizde yok.

Bu yıl aldığım ürün 14.000 Ton. Bu ürünlerin 7.000 Ton’unu satabildim. Kalan kısmı ise duruyor. Nereye satacağımı ise bilemiyorum.

Paylaş

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. *

*