“Ziraat Varsa Ziraat Var” Ama Bizde Demokrasi Kültürü Yok

Ziraat Bankası tarafından her yıl düzenlenen “Tarım Ekosistemi Buluşması”na davetliydik. Başarılı bir organizasyonla 81 ilden 2000’i aşkın çiftçi Haliç Kongre Merkezi’nde bir araya getirilmiş. Galiba Türkiye’de 2000’den fazla çiftçinin bir araya getirilebildiği başka bir organizasyon yok. Bu açıdan bakıldığında bile, Tarım Ekosistem Buluşması’nı çok başarılı bir organizasyon olarak değerlendirmek mümkün görünüyor.

“Ziraat varsa Ziraat Var”  sloganı ile başlayan toplantıda;  Ziraat Bankası Genel Müdürü’nün yaptığı açılış konuşmasından sonra, moderatörün sunumundan toplantının temasının “tarımda sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği, coğrafi işaretli ürünler ve tarımda markalaşma, tarımın geleceği”  konularının olacağı anlaşılıyordu. Dörtlü gruplar halinde sahneye alınan kişiler önceden belirlenmiş, başarı hikayeleri önceden dinlenmişti. Doğal olarak sorular da  başarıları ile ilgiliydi.

İlk çıkan dört kişi, bölgelerinde tarımda ve ticarette önemli mesafeler katetmiş, hikayesi olan kişilerdi. “Zengin olduysa boşa olmadı ya, anlatacağı önemlidir” anlayışı, konuşmacıları belirlemede etkili olmuş gibiydi.

Konuşmacılardan ilki, tarım yaptığı yörenin yer altı sıcak su kaynaklarının önemli bir bölümünün imtiyazını aldığını, yer üstünde edindiği otuz bin dekardan fazla bir arazi üzerinde kurduğu sıcak su ile ısıtılan seralarda kivi ve muz başta olmak üzere çok çeşitli ürünler yetiştirdiğini, kurduğu enerji tesisi ile yok etmekte güçlük çektikleri pirinç anızını yakarak enerji elde ettiklerini anlattı. Türkiye gibi bir ülkede rüzgarı arkasına almayı başarmış kişilerin yarattığı bu tür başarı öyküsünün kime ne faydası vardı, bunu anlamakta güçlük çektik.

İklim değişikliği son yüzyılın en önemli sorunu ve iklim değişikliğini en çok hissedenler tarım sektöründe olanlar. İklim değişikliği ile ilgili Kyoto ve Paris’te yapılan toplantılar sonucu alınan kararlar ve bu kararın sonucunda tarım üreticilerinin neler kazanabileceği anlatılabilirdi, ama bunlar konuşulmadı.  Konuşmacıların dişe dokunur tek önerisi ise İklim Çevre Şehircilik ve İklim Bakanlığı’nın İklim Bölümü’nün bu bakanlıktan alınarak, Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlanmasını önermek oldu. Bakanlığın iklim bölümünü, bir cepten alıp diğer cebe koymanın nasıl bir faydası vardı onu da anlamadık.

Tarımın üretim ve finansmanı ile ilgili aktörlerinin buluştuğu, böylesine önemli bir toplantıda acaba tarımın da sorunları konuşulamaz, sorunlar dile getirilemez miydi? Kafamızda uçuşan binlerce “neden” sorusuna cevap bulunamaz mıydı? Hep sızlandığımız sorunlardan birkaçı dile getirilemez miydi? Bunların hiç birisi olmadı. Galiba biz çiftçiler, iyi bir dizi filminin salon dolduran figüranları gibiydik.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Tarım ve Orman Bakanı İbrahim YUMAKLI ve Maliye ve Hazine Bakanı Mehmet ŞİMŞEK’in toplantıya katılacağı önceden bildirilmişti. Bakanlar ve Cumhurbaşkanı’nın salona girmesi ile birlikte salonda büyük bir hareketlenme oldu. Üç yüzden fazla kişi sayın Cumhurbaşkanı’nın çevresini sarmış, ona dokunmaya çalışıyor, iki binden fazla çiftçi ise avuçları patlarcasına onu alkışlıyordu.

Daha kongre merkezine gelmeden şikayetlerini arkası arkasına sıralayan, bankalara gırtlağına kadar borçlu olduğunu söyleyen, ürettiklerini satamadıkları için yollara döken, ürünü para etmeyen, aracılar-tefeciler elinde oyuncak olmuş çiftçiye ne olmuştu da, kendisini yönetmesi için seçtiği seçilmişi elleri parçalanırcasına alkışlıyordu? Neyin övgüsüydü bu?

Ne olmuştu bize? Ne olmuştu demokrasi kültürümüze? II. Meşrutiyette başlayıp, Cumhuriyette devam eden “seçen, seçilen, seçtiklerini denetleyen, kötü yönetiliyorsa hesap soran, haklarını arayabilen, iyi yurttaş oluşturma”  çabalarına? Boşa mı okumuştuk yıllarca “yurttaşlık bilgisi”ni? Arkalarından eleştirdiğimiz tarım yönetimini, salonda olunca neden avuçlarımız parçalanırcasına alkışlıyorduk.

İlk konuşmacı Tarım ve Orman Bakanı’ydı. Üreticiler her alanda ve modern tarım  yöntemleri ile tanıştırılmış, genç ve kadınlar için pozitif ayrımcılık yapılmış, son 21 yılın 16’sında büyüme gösterilmiş, 2023 yılında rekorlar kırılmış, tarımsal hasılada Avrupa’da 1’inci dünyada 10’uncu olmuşuz, tarımsal üretimde tüm zamanların rekoru kırılmış, dünyada ve bölgemizde sektörü etkileyen risk faktörüne rağmen, bu süreç başarı ile yürütmüş, çok güçlü bir alt yapı kurulmuş, bu yüzyıl üreticinin yüzyılı olacakmış; sürdürülebilirlik, verimlilik, kalite, kayıtlılık ve sektörel yatırım ana hedefmiş, tarımda üretim planlaması, sözleşmeli tarım, işlenmeyen tarım arazisinin üretime kazandırılması, tarım sayımı temel hedefmiş, rekabet gücü geliştirilecekmiş.

Sonra Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek kürsüdeydi. 2024 yılı bütçesi Tarımsal destek programlarına kredi sübvansiyonu, tarım destek yatırımlarına, yem ve gübrede vergi desteği  ve ihracat destekleri olarak 520 milyar TL kaynak sağlandığını anlattı. 2024 yılı tarımsal desteklemeleri GSYH’nin 1,3’ü olduğunu ve bu oranın, tüm meslek grupları arasında verilen desteğin en büyüğü olduğunu ifade etti.

Onlar anlattılar, ama biz soramadık.

Sorabilseydik ülkemizdeki tarımsal alanlar 1981 yılında 28,5 milyon hektar iken, 2023 yılında 23,9 milyon hektara düştü. “Bu kaybın % 42’si son 20 yılda neden oldu?” sorusunu sorardık.

Madem üretim planlaması vardı, biz neden meyveci bir ülke olduk? Meyvemizi Pazar bile sayılmayan Rusya pazarında satıp, paramızı tahsil etmeye çalışırken, neden onlardan aldığımız buğdayın parasını peşin ödemeden ürünü teslim alamıyoruz? Kırsalı kalkındırmak için hangi projeniz var? Birkaç basit kredi desteği dışında ayrımcılık yaptığınız kadın ve gençler için neler yaptınız? Evrensel ilkeleri olan çiftçi birlikleri ya da kooperatifleri için hangi çabanız oldu? Neden çiftçi dünyanın en güçlü ilaç ve gübre kartelleri ile karşı karşıya? Ürünün tüketiciye aracısız ulaşması için hangi çalışmaları yürütüyorsunuz? Bilgiye neden ulaşamıyoruz? Araştırma Kuruluşlarından nasıl yararlanırız? Çiftçinin üretirken, aynı ürünün sıfır gümrükle yurt içine girmesine neden izin veriyorsunuz?

Kanun Koyucu, hiçbir meslek grubu için yapmadığı ayrımcılığı tarımsal üretici için yapmış ve Tarım Kanunu 21.Md.si ile, “Tarımsal destekleme için bütçeden ayrılacak kaynak, GSMH’nin yüzde 1’inden az olamaz” düzenlemesi getirmiştir. Bunun tek sebebi tarımsal üretimin stratejik ve insan hayatı için vazgeçilmez olmasıdır. Maliye ve Hazine Bakanı “meslek grupları arasında en büyük payı size verdik” diye konuşmasını tamamlarken bile, onu alkışladık.

Anayasa 45.md.’ye göre Devlet, tarım arazileri ile çayır ve mer’aların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır.

Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır. Bu bir görevdir ve kendisine görev verilenler, görevlerinin gereğini yerine getirmek zorundadır. Yaptıklarını lütuf gibi  anlatamaz.

Hiç kuşku yok ki, Türk Tarımı kötü yönetiliyor. Biz çiftçiler yönetenleri ellerimiz parçalanırcasına alkışlarsak, onlar kötü yönettiklerini nasıl fark ederler?

Av. Erhan KARAPINAR

““Ziraat Varsa Ziraat Var” Ama Bizde Demokrasi Kültürü Yok” üzerine 5 yorum

  1. 👏👏👏 sormamız gereken sorular özenle seçilerek sorulabilse, cevaplar da iyi niyetle verilse, hesap verilebilirlik olsa, bilgi toplanıp erişilebilirlik kolaylaşsa, konulan kurallara uymayanlara anında ceza kesilip uygulansa daha sürdürülebilir bir tarım olurdu galiba. Yazınızı okuyanlar belki tekrar elleri koparcasına alkışlamaz da yönetenler de hatalarından dönerler İnşaAllah.

    Yanıtla
  2. Demek ki Tarım Bakanlığı görevlerini olağanüstü başarıyla yürütüyor..! Ancak, çiftçiler bunun farkında değil ve çoğunluğu para kazanmayı beceremiyor.

    Yanıtla
  3. Bu paylaşım, tarım sektöründeki sorunları ve eksiklikleri net bir şekilde ortaya koyarak, önemli bir farkındalık yaratıyor. Mehmet Şimşek’in açıkladığı bütçedeki büyük kaynağa rağmen, tarım arazilerindeki azalma ve üretim planlamasındaki hatalar ciddi endişe verici. Çiftçilerin karşılaştığı zorlukların çözümü için daha fazla stratejik planlama ve destek gerekiyor.

    Özellikle kırsal kalkınma projelerinin yetersizliği ve kadın ile genç çiftçilere yönelik ayrımcılık konularının ele alınması çok önemli. Bu yazıda dile getirilen sorular ve eleştiriler, tarım politikalarının gözden geçirilmesi ve iyileştirilmesi için büyük bir fırsat sunuyor.
    Türk tarımının geleceği için bu tür bilinçli ve yapıcı eleştiriler büyük önem taşıyor. Hep birlikte, daha güçlü ve sürdürülebilir bir tarım sektörü oluşturmak için çalışmalıyız.

    Yanıtla
  4. Tarım sektörüne yönlendirilen kamu kaynaklarındaki artışın yanı sıra, sektörün tüm paydaşlarının katıldığı bu tür organizasyonların zaman içinde yeniliklere, risklere, mevcut sorunlara ve çözüm yollarına çok daha fazla odaklanan bir yapıya dönüşeceğini düşünüyorum, en azından umuyorum. Zira, tarım istatistiklerinden dijitalleşmeye, arazi yönetiminden planlı üretime, gıda israfından örgütleşmeye kadar tartışılması ve önlem alınması gereken birçok alan bulunmakta. Selamlar.

    Yanıtla
  5. Sorgulayıcı ve bilgilendirici bir yazıydı
    Bilgi olmadan ARGE olmaz
    ARGE olmadan planlama olmaz
    Planlama olmadan üretim olmaz
    Metodoloji olmadan üretim sürekliliği olmaz
    Selamlar sevgiler

    Yanıtla

Yorum yapın

+ 66 = 70