40 kişiyi tutuklayarak sorunu çözemezsiniz

40 kişi niçin tutuklandı?

Türkiye’de gıda fiyat manipülasyonu (özellikle yaş sebze ve meyve piyasası) kapsamında yürütülen güncel ceza soruşturmalarında şüpheliler, organize ekonomik suç yapısı oluşturarak piyasa dengelerini yapay olarak bozmakla suçlanıyor.

Şüphelilerin, piyasadaki hâkim konumlarını kullanarak yaş sebze ve meyve arzını kasıtlı olarak olduğundan düşük gösterdikleri ve fiyatları yapay bir şekilde yukarı yönlü manipüle ettikleri iddia ediliyor. Serbest piyasadaki dürüst rekabet ortamını bozarak halkın besin maddelerine adil fiyatlarla ulaşmasını engelledikleri suçlaması yöneltiliyor.

Müfettiş raporları ve çiftçi beyanlarına göre; bazı aracıların, tarladan aldıkları ürünün gerçek alış fiyatını gizlemek için sahte müstahsil makbuzları ve yanıltıcı belgeler düzenledikleri tespit edilmiş.

Bu durumun da organize ekonomik suç yapısı oluşturarak; manipülasyon yoluyla piyasa dengelerini yapay olarak bozdukları için “fiyatları etkileme” suçunun, bu amaca ulaşmak için gerçek dışı miktar ve bedellerle belgeler düzenlendikleri için “evrakta sahtecilik suçu”nun oluştuğu ifade ediliyor.

İlk kural; tarımsal fiyatlandırmada işler iyi gitmezse, serbest piyasadaki dürüst rekabet ortamını bozmak, halkın besin maddelerine adil fiyatlarla ulaşmasını engellemekle suçlanabilirsiniz. Buna hazırlıklı olmalısınız.

Serbest piyasa ekonomisi kurallarının uygulandığı ülkede “fiyatları etkileme” suçunu neden sadece temel besin maddeleri ve gıda ürünleri alım-satımı ile uğraşanlar işliyor?

“Fiyatları etkileme” suçunun serbest piyasa ekonomilerinde dahi en çok gıda ve temel besin ürünleri üzerinde uygulama alanı bulması, gıda sektörünün kendine has sosyo-ekonomik dinamikleri ve toplumsal hassasiyetlerden kaynaklanır.

Bunun tarihsel bir arka planı vardır. Osmanlı Hukuku’ndan Cumhuriyet dönemine devrolan ve ceza hukukunda uzun süre yer bulan ihtikar (vurgunculuk/stokçuluk) kavramı, özellikle savaş ve ekonomik kriz dönemlerinde halkın gıdaya ulaşmasını engelleyenleri cezalandırmak için kullanılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında bu durumu kontrol altına almak için özel Milli Korunma Kanunları ve fahiş kârı engelleyen ceza hükümleri de uygulanmıştır. Özetle; Devletin yalan haber veya hileyle fiyat mekanizmasını bozanları cezalandırma refleksi 2005 yılında yürürlüğe giren Ceza Yasası ile başlamamış, temel gıdada stokçuluk ve karaborsacılık yapma, yalan haberlerle fiyatı etkileme suçu adı altında düzenlemeler önceki Ceza Kanunu’nda da yer almıştır.

İkinci kural; diğer sektörlerde ne yaparsanız yapın, gıda ve temel besin maddeleri ticaretinde fiyatları etkileyecek yöntemlere başvurmayın.

Basında yer alan haberlere göre, manipülasyon yapanlar 10 TL.ye aldığı ürünü fiyatları etkileyerek 70 TL.ye satılmasını sağlamışlar. 60 Milyon Ton gibi devasa üretim hacmine sahip olan, yoğun sebze meyve üretimi yapılan ülkede manipülasyon yapmak ya da fiyatları etkilemek mümkün müdür?

Türkiye’deki tarım ve gıdadaki üretim aşamalarının, kullanılan girdilerin, çalıştırılan işçilerin, ürünün işlenmesinin, lojistiğinin, hal ve komisyon vergilerinin, özellikle de ülkenin tarım politikalarının acı ama çok gerçekçi bir yapısal röntgenini çekemezseniz; tarladan 10 TL.ye alınan ürünün, pazarda 70 TL.ye satıldığının izahını yapamazsınız.

İşte bu izahı yapamazsanız, Türk edebiyatının devi Yaşar Kemal’in eserlerinde; ırgatların, köylülerin Çukurova sıcağının altında, gece gündüz çalışarak topladığı pamuğun kilosunu 1 liraya satmasını, o pamuk fabrikaya ve şehre gidip tekstil ürünü olunca zenginlerin elinde 100 liraya satılmasını köylünün gözünden büyük bir hayret, şaşkınlık ve çaresizlik hikayesi olarak anlattığı gibi, siz de benzer hikayeleri anlatmaya devam edersiniz.

Ne yazık ki, tarımın bir gerçeği vardır, maliyet hesabı yapamazsınız. Ürettiğinizin satış fiyatını belirleyemez, üretim için gerekli girdileri kontrol edemezsiniz. Karşılaşacağınız doğal afetlerle baş edemezsiniz. Ürün fazlası da, ürün azlığı da fiyatları etkiler. İşte bu nedenlerle, yapısal reformları yapamazsanız, sürekli birilerini suçlamak zorunda kalırsınız.

Üçüncü kural; tarımsal reformlar yapılmazsa, sürekli suçlu aramak zorunda kalınır.

O nedenle, tarla ile Pazar arasındaki fiyat farkını, 60 milyon ton üretimi olan bir sektörde 40 kişinin fiyatları etkilemesinin mümkün olmadığını televizyon programlarında desteksiz atanlara, tüketiciye, hatta ürünü bizzat üretene bile anlatamazsınız.

Dördüncü kural; 60 milyon tonluk pazarda 40 kişinin tarımsal ürün fiyatlarını etkilemesi mümkün değildir.

Türkiye’deki tarım üretiminde yapısal sorunlar nelerdir?

Hemen belirtmeliyiz ki, serbest piyasa ekonomisi, fiyatların arz ve talebe göre serbestçe belirlendiği dinamik bir sistem olsa da tarım sektörü, kendi kendine bırakılamayacak kadar stratejik, riskli ve hayati bir alandır. Dünya genelinde serbest piyasa ilkelerini en katı şekilde uygulayan ABD ve Avrupa Birliği (AB) gibi yapılar dahi, tarımı milyarlarca dolarlık bütçelerle planlamakta ve desteklemektedir.

Tarım, doğrudan doğaya ve iklime bağlıdır. Kuraklık, don, sel veya zararlı böcek istilası tüm hasadı bir gecede yok edebilir. Bu gibi nedenlerle, sektörün kendine has sosyo-ekonomik dinamikleri vardır ve toplumsal hassasiyetler gerektirir. Çok riskli bir alan olması nedeniyle koruyucu ve destekleyici önlemlerin alınması ve bu yolla sürekliliğin sağlanması mutlaka gerekir.

Beşinci kural; tarım planlama gerektirir, en çok desteklenmesi gerektiren sektör tarım ve gıdadır.

Tarım Politikalarının yapısal röntgenini çekersek ortaya çıkan sonuçlar şunlardır:
  1. 2011 Yılında Devlet Planlama Teşkilatı’nın kapatılması ile tüm Türkiye’de olduğu gibi, tarımda da plansız bir döneme girildi. Hangi tarımsal ürünün stratejik olduğu, üretilen ürünlerin ne miktar üretileceği, ithalatı yapılacak ürünlerin hangi nedenlerle ithalatının yapıldığı, hangi ürünün hangi havzada üretilmesi gerektiğine ilişkin bir planlama yapılamadı. Toprak, su ve iklimle ilgili gelişmeler takip edilemedi. Adeta “saldım çayıra mevlam kayıra” dönemi sürdürüldü. Tarımın teknik sorunları, ekonomik sorunları, sosyal sorunları, yapısal sorunları, idari ve hukuki sorunları bir bütün olarak ele alınamadı.
  2. Maalesef Türk çiftçisinde muazzam bir bilgi eksikliği var. Ziraat mühendislerinden verimli hizmet alınamıyor. Tarımsal Araştırma Merkezleri gerçek anlamda üretime bilgi aktarmakta zorlanıyor. Araştırma yapan kuruluşlar tek bir organizasyon çatısı altında bulunuyor gibi görünmesine rağmen, bölgelerde büyük bir dağınıklık içindedir. Aralarında dikey ve yatay bir iş birliği bulunmamaktadır. Bitki üretimi ve hayvancılık yetiştiriciliği gibi genel müdürlük dağınıklığının araştırma kuruluşlarına da yansıdığı, öncelik sırası düşünülemediği, araştırmacılar arasında iş birliği sağlanamadığı, araştırma konularının bir bütün olarak değerlendirilemediği, araştırma için gerekli teknik donanımın sağlanamadığı, araştırma sonuçlarının izlenemediği, araştırmanın envanterinin yapılamadığı için araştırmalarda çok sayıda tekerrür olduğu bilinmektedir. Eski araştırmalardan yararlanılamıyor, yeterince araştırmacı yetiştirilemiyor, yetenekli gençler araştırmacılığa yönlendirilemiyor, aksine araştırma yeteneği olmayan çok sayıda kişi kurum bünyesinde araştırmacı olarak yer alıyor.
  3. Tarımsal nüfus ve kırsal yaşamın korunması için çok ciddi sosyolojik incelemeler yapılması gerekmektedir. 6360 Sayılı Büyükşehir Yasası’nın birçok köyü mahalle kapsamına almasının yarattığı büyük sorunlar var. Düşük kar marjları ve ağır çalışma koşulları, köylerin sosyallikten uzak yavan yaşam alanları haline dönüşmesi köylüyü ve özellikle gençleri köylerden uzaklaştırmış. Küçük aile işletmelerinin büyük endüstriyel tarım işletmeleri ile rekabet edememesi köylerden kentlere doğru yoğun göçlere neden olmuş, tarımı destekleyen toplumsal denge bozulmuş.
  4. Avrupa Birliği (AB), Ortak Tarım Politikası (CAP) aracılığıyla üye ülkelerdeki çiftçileri küresel pazarın risklerinden korumak, gelirlerini güvence altına almak ve kırsal kalkınmayı sağlamak için çok katmanlı bir destek mekanizması uygularken, Türkiye’de pek çok üründe müdahale alımlarının yapılmadığı, arz fazlası verildiği dönemlerde ihtiyaca uygun özel depolama desteklerinin verilmediği, hava şartlarına veya siyasi krizlere bağlı kriz rezervlerinin oluşturulmadığı, acil durum fonunun yürürlüğe girmediği bilinmektedir. Tarım Kanunun 21.md. Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden az olamaz düzenlemesine rağmen oluşturulan kullanışlı bir bütçe kanun aparatı ile; alınmayan vergiler, gübrede KDV indirimi, vergisel teşvikler, istisnalar, muafiyetler hep bu kaleme alınmış, Matematik dâhisi Pisagor’un aklına gelmeyecek formüllerle, bütçe hazırlanmış, çiftçinin destekleme ödemelerini azaltılması için formüller geliştirilmiş.
  5. Türk çiftçisinin tek sorunu manipülasyon değildir. Türk çiftçisinin tek sorunu mevcut tarım ve gıda tedarik zincirindeki fiyatları etkileyen güçlü alıcılar da değildir. Üretim aşamasında kullandığı ilaç, gübre ve diğer tedarik malzemeleri alımında da, dünyanın en güçlü satıcıları karşısında Türk çiftçisi zayıf ve savunmasızdır. Toplu alım yapacak, maliyet düşürecek mekanizmalar oluşturulamamıştır. Gerçekçi bir alım-satım sistemi kurulamadığı için, mevcut “kabala” ya da “kilo” ile kurulan ticari ilişkide alımın türü ne olursa olsun, yanılan ve hanesine zarar yazan her zaman çiftçi olmaktadır.
  6. Tarım işçiliği sorunları çiftçi için tahammül edilemez bir hal almıştır. Yaygın şekilde kullanılan elçilik sistemi, -hiçbir teknik bilgisi olmayan, yaş sınırlaması bulunmayan, cinsiyet ayırımı gözetilmeyen- işçilerin tarımsal üretim alanlarına taşınması ile hizmet alınmaya çalışılan bir sistemdir. 4857 Sayılı Kanun’da, 06.05.2016 tarih ve 6715/1 sayılı Kanun gereğince Özel İstihdam Büroları kurulmadığı için, kimden yetki aldığı belirsiz kişilerle elçiler arasında yapılan anlaşmalarla ortaya konulan yevmiyeler adeta çiftçiye dayatılmaktadır. Çiftçi bahçesine bakımını yapmış, ilaç, gübreleme ve sulama ile ilgili işlemleri tamamlamış, hasat zamanı yaklaşmış, fırsatçı hasat elçileri bir günde hasat edilen zeytinin % 60’ının işçiye, % 40’ının üreticiye bırakılması gerektiğini çaresiz çiftçiye teklif ediyor. Çiftçinin bir yıllık emeği ile işçinin bir günlük emeği el değiştiriyor.
  7. Geçtiğimiz yıllarda üretim az, limon değerliyken ihracat sınırlandırıldığı için yurt dışı pazarlar kaybedildi. Harnup değerliyken, sıfır gümrüklü ithalat izni verildi; ekim, dikim, üretim bıçak gibi kesildi. Depolama gerektirir soğan, patates depoları basıldı, depocular karaborsacı-vurguncu ilan edildi. Tarım kredi marketleri kurulmakla gıda ve sebze-meyve fiyatlarının düşürüleceği zannedildi. Bunların tamamı yanlıştı. Alınan hiçbir önlem tarım ve gıda ekonomisine yarar sağlamadı.
  8. Market sistemi kendi düzenini kurdu. Tarlada, bahçede alım yapıyor, sözleşmeli üretim yaptırıyor, hallere hiç uğramadan, hal dışında kurdukları paketleme tesislerinde ürününü işliyor, kendi marketlerine dağıtımını yapıyor. Hal rüsumu ve komisyonu ödemedikleri, tedarik sırasında aracıları ortadan kaldırdıkları ve güçlü bir lojistik ağ kurdukları için büyük avantajlar elde ettiler. Pazardaki fiyatlarla, marketteki fiyatlar birbirlerine yakın olmasına rağmen, fiyatları etkileme suçlaması ile karşı karşıya kalmadılar.
  9. Türkiye’de tarım dışı alanlarda kayıt dışı çalışma oranı yaklaşık yüzde 16 civarındayken, tarım sektöründe bu oran yüzde 80’lerin üzerindedir. (Bazı dönemlerde yüzde 80-84 seviyelerine ulaşmaktadır) Tarımdan geçimini sağlayan milyonlarca işçi herhangi bir sosyal güvenceye veya sigortaya sahip olmadan kayıt dışı çalıştırılmaktadır. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 53 ve 54. maddelerinde yer alan “Küçük Çiftçi Muaflığı” (veya zirai kazançlarda işletme büyüklüğü ölçüleri) düzenlemesi, küçük çiftçi muafiyeti sistemi tarım sektöründe yapısal bir kayıt dışılık yaratmakta ve hem mali açıdan hem de sektörel veri yönetimi açısından ciddi sorunlara yol açmaktadır. Bu durum fiyatları etkileme suçu işlediği iddia edilen 40 kişide olduğu gibi, müstahsil makbuz istismarlarına neden olmakta, daha önemlisi gelir ve ölçünün uyuşmaması gibi nedenlerle büyük ölçekte gelir vergisi kaybına sebep olmaktadır.
  10. Tarımın çok büyük sorunlarında birisi hukuki düzenleme eksikliğidir. Hem üretim hem de idari düzenlemelerin eksikliği ciddi sorunlar oluşturuyor. Gıda kodekslerindeki birçok düzenleme kaliteden çok sağlıklı gıda üretimini teşvik ediyor. Bu durum, sağlıklı gıda üretimi yapılmasına rağmen, kalite teşvik edilmediği için kaliteli üretim yapan ülkelerle rekabette zorluklar yaşanmasına sebep oluyor.

Sonuç:

60 Milyon ton üretim yapılan bir sektörde, 40 kişinin manipülasyon yöntemi ile fiyatları etkilemesi mümkün değildir.

Geçmişte olduğu gibi, tarımın yapısal sorunlarını görmeden Tarım Kredi Koop. Marketleri açarak, piyasa ile rekabet edilebileceğini düşünmek, patates, soğan depolarının basılmasının üretim ve Pazar fiyatlarına hiçbir etkisi olmadığı gibi; manipülasyon yapıldığı iddiası ile çok az sayıda kişiyi gözaltına almak da bir yarar sağlamayacaktır.

Türkiye’nin şiddetle tarımın ve gıdanın tüm sorunlarına çözüm üretecek, geniş ölçekli yapısal bir reforma ihtiyacı bulunmaktadır.

Av. Erhan KARAPINAR

Yorum yapın