Bağcılık Araştırma Enstitüsü ve Arra 30 Üzüm Çeşidi

 Genç Cumhuriyetin Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü 

Genç Cumhuriyet, ülkeyi tarımla kalkındırmada kararlıdır. 1930-40 yılları arasında, meyvecilik ve bağcılık alanında pek çok kurum hayata geçirilir. Türkiye, coğrafi konumu, jeomorfolojik yapısı ve farklı ekolojik durumu ile biyoçeşitlilik bakımından dünyanın en önemli gen merkezlerinden biridir. Biyolojik çeşitliliği artırmak ve şarap, pestil, pekmez, bulama, muska, sucuk, köfte, suma, üzüm suyu ve salamura yaprak gibi geniş bir yelpazede üretim imkânı sunmaktadır. Üzüm üretiminin asıl görünmeyeni desteklediği ticaret ve turizm gibi muazzam bir ekonomik yapıdır. Ülke kalkınmasına büyük katkısı olacağı düşünüldüğünden, üzümcülüğü geliştirmek için 1930 yılında Atatürk’ün talimatları ile Amerikan Asma Fidanlığı kurulur. Bu kurum daha sonra Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü ismini alır.

O yıllarda meyvecilik ve bağcılık konusunda dünyanın en yetkin kişilerinden birisi olan Prof. Dr. Walter Gleisberg, öğretim üyesi ve şef olarak atandığı enstitü için gelecek planları, iş programları ve iş seyir çalışmaları yürütür. Çok sayıda öğrenci yetiştirir. 1933 yılından itibaren Türkiye’nin farklı bölgelerinde araştırmalar yapar ve Türkiye meyveciliği ve bağcılığı hakkında hazırladığı raporu Ziraat Vekâletine sunar. Raporun en önemli bölümü, her meyve üretim alanında merkez mıntıkalar oluşturmak, bu mıntıkalarda merkez araştırma-geliştirme istasyonları kurmak, bu istasyonlar bünyesinde koleksiyon bahçeleri tesis etmek ve üreticiye kaliteli damızlık fidan temin etmektir. Aynı zamanda üretim bölgesinde, meyve türlerinde uzmanlaşmış kadroların bulunacağı bilgi edinme-destekleme istasyonları önerir. Bu istasyonların temel görevi, bilimsel ve fenni araştırmalar yapmak, araştırma-geliştirme, ıslah-deneme ve üretme-dağıtma maksatlarıyla faaliyet göstermek olacaktır.

Hiç vakit geçirilmez. Ülkenin çeşitli bölgelerinde, oldukça farklı maksatlarla inşa edilen birçok tarımsal araştırma merkezinde ciddi bilimsel çalışmalar yürütülür. Özellikle üzüm üretimini geliştirmek amacıyla Tekirdağ Bağcılık Araştırma İstasyonu kurulur. Amerikan asma çubuğu ve standart tipte meyve fidanı üretme, çoğaltma ve talep eden çiftçilere dağıtmanın yanı sıra, başta filoksera zararlısı nedeniyle tahrip olan bağ alanlarını ıslah etmek, Amerikan asma çubuklarıyla yeni bağ alanları tesis etmek ve asma genetik kaynaklarını koruma altına alarak gen havuzları oluşturmak için pek çok araştırma-geliştirme birimi faaliyete geçirilir. İstasyon, 1930’da kurulduğu ilk günden itibaren ülkenin gereksinimi olan asma çubuğu, fidanlarına musallat olan arız ve hastalıklara karşı mukavemet gücü yüksek, verimli ve çeşitli cinslerde üzüm çeşitleri yetiştirmek amacıyla araştırmalar yapar. Savaşlar nedeniyle bakımsız kalmış ve filoksera zararlısı nedeniyle yok olmanın eşiğine gelmiş bağcılığın ihya etmek için çalışmalar yürütür. Asıl hedef ise kadim bir tarihe sahip bağcılığı ve şarapçılığı canlandırmak suretiyle bölge kalkınmasını sağlamaktır.

Türkiye meyvecilik politikaları, Atatürk Dönemi’nin entelektüel politikacısı ve Tarım Bakanı olan Muhlis Erkmen’in büyük katkılarıyla “Bağcılık Araştırmaları Ülkesel Projesi” adı altında tek bir projede birleşir, sofralık, kurutmalık, şıralık ve şaraplık üzüm çeşitleri ile ilgili üretim projeleri hayata geçirilir.

Bu çalışmalar sonucunda filoksera ile mücadelede kritik öneme sahip anaç temini sorunu büyük ölçüde çözülür. Binlerce dekar yeni bağ alanının tesisi tamamlanır. Sofralık üzüm çeşitlerinden beyaz (Hafızalı, Çavuş), kırmızı (Pembe Çavuş, Papazkarası, Ada Karası, Karalahana) ve siyah (Hamburg Misketi, Erenköy Siyahı, Misket) türleri Amerikan anaçlarına aşılanarak hastalıklara karşı dayanıklılık kazandırılır. Kaliteli şaraplık olarak tercih edilen türler arasında hem yerli (Yapıncak, Papazkarası, Karalahana, Ada Karası) hem de ithal (Semillon, Clarette, Pinot Noir, Gamay, Cinsaut) kökenli türler geliştirilerek bağ tesis etmek isteyen üreticilerin istekleri karşılanır.

Edirne’de şaraplık ve şıralık olarak Papazkarası ile sofralık olarak Çavuş, Hafızalı ve Alpehlivan çeşitleri; Tekirdağ’da ise şaraplık olarak Yapıncak, Semillon, Clairette, Karapinot, Karalan ve Gazy ile sofralık olarak da Çavuş, Yapıncak, Erenköy Beyazı, Dimyat ve Hamburg Misketi çeşitlerinin yetiştirilmesi kararlaştırılır.

Virüsten arındırılmış, sağlıklı asma materyalinin üretimi ve dağıtımı amacıyla, klon seleksiyonu çalışmalarının devamı niteliğinde üreticiye Amerikan asma çeliklerinin dikim şekilleri, anaçlıklarda budama, filiz alma, koltuk alma, hormon tatbikatı, paralin tatbikatı, gübre uygulamaları, plastik örtü ve kartonaj gibi köklenmeyi geliştirici ekstra uygulamalar ve sulamanın tekniklerine ilişkin üretici eğitimleri verilir.

Tekirdağ Bağcılık Araştırma İstasyonu, genetik kaynakları muhafaza altına alma ve geliştirmeye yönelik çalışmalarıyla sadece Türkiye’nin bağcılık sektörüne değil, aynı zamanda dünya bağcılığına da katkı sunar. Uluslararası iş birliği ve koordinasyon çalışmalarıyla genetik paylaşıma ve bilgi aktarımına öncülük eder. Türkiye’nin asma genetik yapısının korunması ve piyasaya sürülmesi yönünde aktif roller alarak, Türkiye’nin zengin asma çeşitliliğinin gelecek nesillere aktarılması ve sürdürülebilir hale gelmesine katkıda bulunur.

Tekirdağ Bağcılık İstasyonu, 5 yeni çeşidi tescil ederek meyve gen kaynaklarını koruma altına almayı başarır. Tescil edilen çeşitler içerisinde özellikle erkenci olarak bilinen “Trakya İlkeren” ve “Yalova İncisi”, ülkenin güney sahil kuşağında hızla yayılım gösterir. 1990’lı yıllardan itibaren ıslah çalışmaları ile tescil edilen sofralık üzüm çeşitlerinde önemli bir artış meydana gelir. Bu konuda Barış, Reçel Üzümü, Tekirdağ Çekirdeksizi, Güz Üzümü, Güz Gülü, Bozbey, Tekirdağ Sultani, Tekirdağ Misketi, Gönülçelen, Cengizbey, Emirali, Gürnil, Kebeli, Özer Beyazı ve Süleymanpaşa Beyazı gibi çeşitler elde edilir. Özellikle hem kurutmalık hem de sofralık üretim anlamında Sultani Çekirdeksiz vazgeçilmez bir ürün haline gelir.

Araştırma Kuruluşları İhmaller Nedeniyle Yok Olmanın Eşiğine Gelmiştir

Araştırma kuruluşları etkin olarak çalışmalarını sürdürmekle beraber, ilerleyen yıllarda baş gösteren sorunlar, birbiri ardına gelen ihmaller nedeniyle 1980’li yıllardan sonra kronikleşir. Araştırma kuruluşları tek bir çatı altında toplanamamış, oluşan büyük dağınıklık bir türlü giderilememiştir. Aralarında dikey ve yatay iş birliği geçişleri yapılamaz. Araştırmalar bir bütün olarak ele alınamadığı, öncelik sırası düşünülmediği, araştırmacılar arasında iş birliği sağlanamadığı için araştırma konuları yeterince değerlendirilemez. Araştırma için gerekli teknik donanım sağlanamadığı, araştırma sonuçları izlenemediği, araştırmanın envanteri yapılamadığı için araştırmalarda çok sayıda tekerrür oluşur. Eski araştırmalardan yararlanılamaz, yeterince araştırmacı yetiştirilemez, yetenekli gençler teşvik edilemez, aksine araştırma yeteneği olmayan çok sayıda kişi kurum bünyesinde araştırmacı olarak yer alır. Araştırma görevi yürütenlerin ihtisas ve lisansüstü eğitim sorunları düşünülmez. Araştırma görevi yapanlar, maddi ve manevi olarak desteklenmediği gibi, çeşitli yollarla tedirgin edilirler. Araştırma sonuçlarının çiftçiye ulaştırılamaması nedeniyle bu kuruluşların etkin çalışmadığı ve amaca hizmet etmediği gibi eleştiriylere maruz kalırlar. Araştırmacılar ve araştırmacılık gözden düşerken, arazileri göz kamaştırır.

Sonuç; dışarıdan gelen türlerin kontrolsüz saldırısıdır. Yerli üretim modeli ve bilgi gitmiş, yerini sonuçları ve uyumları belirsiz yabancı türlerle yapılan denemelere bırakmıştır.

Bu günlerde “ARRA 30” Üzüm Çeşidi fırtınası esiyor

 Son günlerde, “Arra 30” üzüm çeşidi üreticinin dilinden düşmüyor.

Arra 30, Arra serisinin bir üyesidir. Bu seri, Kaliforniya merkezli ARD (Agricultural Research & Development) tarafından geliştirilmiş, ticari pazarlamasını ise dünyanın en büyük üzüm üreticisi olan Grapa Varieties üstlenmiştir.

Arra 30, erken olgunlaşan beyaz çekirdeksiz bir üzüm çeşididir. Üzümler uzun, büyük salkımlı, tatlı ve gevrek bir yapıya sahiptir. Nötr tatlı bir lezzete sahip olup, Brix değeri yaklaşık 18 civarındadır. Dayanıklılığı güçlüdür; ürün taşıma sırasında sağlam kalır, salkım ve meyve sapı bağlantısı kuvvetlidir, bu da paketleme açısından avantaj sağlar. Yüksek verim elde edilir (hektar başına yaklaşık 24-26 ton) ve endüstriyel üretime uygundur. Bitki yapısı kuvvetli büyüme gösterir, dik sürgünlere sahiptir; meyve etli, gevrek ve ince kabuklu üzümleri vardır.

Hangi bölgeye uyum sağlayacağı belirsiz olmasına rağmen, Arra 30, çiftçimizi cezbedecek her türlü özelliğe sahiptir.

Grapa Varieties, Arra 30 ve diğer ARRA serisi üzüm çeşitlerinin küresel pazarlaması ve lisans dağıtımından sorumlu şirkettir. Türkiye ise dünya çapında üçüncü en büyük sofralık üzüm üreticisi olarak, Grapa’nın potansiyel bir üretim ve tedarik ülkesi olarak dikkatini çekmemesi mümkün değildir. Hedefler doğrultusunda, Türkiye’de dağıtımı, üretimi ve pazarlamasını yapmak üzere bir firma ile anlaşma sağlanır.

Neoliberalizmin, “piyasa ekonomisi, istikrar, iş birliği” gibi parlattığı sihirli sözcüklerinin gerçekteki sonucu sömürüdür. Küresel ölçekte lisanslı olarak ticarileştirilen ARRA gibi lisanslı çeşitlerin üretici açısından kısa vadede yüksek verim ve pazar avantajı sunmakla birlikte, uzun vadede ekonomik bağımlılık ve hukuki risk’in genel tarım politikalarının geleceği açısından stratejik sorunlar yaratma ihtimali yüksektir.

Beklenen stratejik sorunlar nelerdir?

  • Piyasaya birdenbire girmenin yaratacağı hukuki düzenleyici eksiklikler, çiftçilerin karşılaşacağı büyük tazminatlar ve sigorta sistemindeki eksiklikler,
  • Genetik kontaminasyon sorunları, denetim mekanizması eksiklikleri, teknolojinin kötüye kullanımı,
  • Üretim süresi, ekim miktarı, kalite standartları, hasat yöntemleri, fiyatlandırmaların tamamen patent sahibi tarafından belirlendiği sözleşmelerin yaratacağı bağımlılık etkisi,
  • Yüksek başlangıç maliyetlerinin, sözleşme devir ücretlerinin ve pazar dışı bırakılma korkusunun üreticiyi sisteme kilitli hale getirmesi ve üretim kararlarının büyük ölçüde patent sahibine bağlı olması,
  • Üreticilerin tamamen patent sahibi tarafından temin edilecek materyallere zorlanması,
  • Pazarlama, fiyat ve kalite standardı gibi konularda bağımsız hareket kabiliyetinin sınırlandırılması, çeşitli nedenlerle istenilen standartta üretim yapılamamasının yaratacağı hukuki sorunlar ve pazar dışı kalma riskleri,
  • Lisanslama ve telif ücretlerinin, özellikle küçük ölçekli çiftçilerde oluşturacağı yüklerdir.

Av. Erhan KARAPINAR

“Bağcılık Araştırma Enstitüsü ve Arra 30 Üzüm Çeşidi” üzerine 2 yorum

  1. Yahyali topraklarında bu şekilde üzüm yetiştirmek mumkunmu , araştırma yaptinmi yani üzüm yetiştirmek toprağına göre değişkenlik gösteriyormu yoksa asma fidesine goremi değişiyor

    Yanıtla
  2. Özellikle erken Cumhuriyet döneminde bilimsel araştırma kurumları vasıtasıyla planlı ve stratejik bir kalkınma modeli yürütülmüştü. Ancak bu kurumların zaman içinde çeşitli nedenlerle zayıflaması, küresel lisanslı üretim modellerinin önünü açmış; daha fazla verimlilik, daha çok kazanç gibi cazip söylemler altında küçük üretici giderek daha fazla sözleşmelere, patentlere ve dış kaynaklı teknolojiye bağımlı hale gelmiş durumda. Siz de yazınızda, ülkemizin bağcılık tarihine ve Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki tarımsal kalkınma vizyonuna dair değerli bir bilgilendirme yaparken, günümüz tarım sektöründeki bu kırılganlıkları da ortaya koymuşsunuz, emeğinize sağlık.

    Yanıtla

Yorum yapın

13 − 5 =