Cumhuriyet henüz ilan edilmeden önce, 17 Şubat 1923’te, İzmir’de tarihi Banka-Han binasında İzmir Birinci İktisat Kongresi toplanır. Toplantının amacı küllerinden doğacak Türkiye’nin iktisat politikasını belirlemektir. Alınan kararların arasında yerli sanayi teşviki, anonim şirketler kurulması, kapitülasyon anlamına gelmeyecek yabancı sermaye desteği, Türk halkının ihtiyacına uygun sanayileşme modeli ve tabi ki tarımın geliştirilmesi için alınacak tedbirler vardır. Bundan sonraki ekonomik uygulamaların liberal sisteme göre şekilleneceği alınan kararların satır aralarında gizli gibidir.
1929 yılında beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan ve dünyayı kasıp kavuran ekonomik buhran Türkiye’yi etkiler. Savaştan çıkmış, sermaye oluşumu tamamlanmamış, ekonomik buhrana yakalanmış Türkiye’de liberal ekonominin uygulanmasının mümkün olamayacağı kısa sürede anlaşılır. Bundan sonra sürdürülecek ekonomik modelin adı kamu-özel iş birliği ile oluşacak, karma ekonomi modelidir.
30 Eylül 1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatı kurulur. Ülke kalkınmasının beş yıllık kalkınma planları ile yürütülmesi ilkesi 1961 Anayasası’nda yer alır. Artık ekonomi politikaları bakımından; neyin, ne zaman, nasıl, nerede ve kimler tarafından yapılacağının önceden belirlendiği planlı ekonomik bir modele geçmiştir.
1963-1967 yılları arasında birinci, 1968-1972 yılları arasında ikinci, 1973-1977 yılları arasında üçüncü ve 1979-1983 yılları arasında dördüncü beş yıllık planlar hazırlanır. Stratejik planlarda tarım ön plandadır. Ama hemen arkasında tamamen tarımsal üretimi teşvik edecek, güçlendirecek bir sanayi geliştirme isteğinin olduğu görülür. Bunlarından en önemlisi Gübre Sanayi’dir. Tamamen yerli kaynaklarla gübre üretimi gerçekleştirilecek, ithalata fırsat vermeyecek, imalat sanayi teşvik edecek, bu yolla tarımla birlikte, maden, kimya, petrol sanayine de güç verilecek; aynı zamanda, savunma sanayinin ihtiyaç duyduğu patlayıcılar da üretilebilecektir.
Planlı dönemlerde, teşvik edilen gübre sanayindeki ilk gelişmeler inanılır gibi değildir. Birbiri ardına kamu-özel ortaklıklar kurulur. Kurulacak fabrikaların teknolojisi belirlenir. Hangi bölgelere hizmet verilecekse, en uygun yerler tespit edilir. Fabrikalar hayata geçirilir.1935 yılında Atatürk’ün emri ile yer altı kaynaklarını ortaya çıkarma ve işleme amacıyla kurulan Etibank’a gübrenin en önemli hammaddesi olan fosfat kayası, pirit ve ara madde olarak Sülfirik Asit üretme görevleri verilir. Karadeniz Bakır İşletmeleri’nde bakır ve pirit işleyecek birimler oluşturulur. Ayrıca kükürt, potasyum, güherçile, potas, doğalgaz, petrol üretim sahalarında araştırmalar yapılır.
Üretilen gübrenin dağıtımını yapacak kuruluşlar belirlenir. Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği, Türkiye Şeker Fabrikaları T.A.Ş. ve Türkiye Zirai Donatım Kurumu, Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri, Toros Gübre ve Zirai İlaç Pazarlama A.Ş. bunlardan ilk akla gelendir. Her kuruluş, kendi alanında üretim yapan çiftçilere gübre dağıtma, kredi temin etme görevi üstlenir. Sistematik bir düzen içerisinde depolama ve dağıtım üsleri oluşturulur.
Büyük bir istekle, azimle, sabırla girişilen bu yolda; hiç istenmeyen, arzu edilmeyen olumsuz gelişmeler de kendini gösterir. Bazı yatırım fizibiliteleri yapılırken ihtiyaç duyulan gübre hammaddeleriyle ilgili yeterince araştırma yapılmadığı anlaşılır. Yapılan tüm sondajlar, elde edilen tüm araştırmalar gösterir ki; Türkiye gübrenin hammaddesi açısından zengin bir ülke değildir. Fosfat kayası, pirit, kükürt, potasyum, potas, kömür, doğalgaz elde etmek için açılan sahalarda verimlilik az, üretim maliyeti ise yüksektir. Onca emekle yapılan araştırmaların büyük bir bölümü sonlandırılır. Açılan sahaların bir bölümü üretime kapatılır. Bazı sahalarda maliyet yüksek olsa da faaliyet sürdürülür. Fabrikaların önemli bir bölümünde mevcut tesisleri çalıştırmak için hedeflenenin aksine ithalattan başka çare kalmadığı görülür.
Gübre fabrikalarının tüm girdileri ithalata dönünce, sorunlar birbiri ardına gelir. Üretim modelinde yüksek hammadde maliyetleri, ucuz ve sağlam finansal kaynaklara dayanmayan yüksek maliyetli borçlanmalar, yatırımların planlanan sürelerde tamamlanamaması, personel sayısının fazlalığı, maliyetlerdeki işçilik payının yüksekliği, gübre satış politikalarındaki belirsizlikler, stokların artması, üretim maliyetlerinin yükselmesi, ülkede yaşanan enflasyon ve döviz parametrelerindeki değişiklikler, en önemlisi de siyasetin bitip-tükenmeyen müdahalesi fabrikaların önemli bir bölümün zarar etmesine sebep olur. Bu durum sürdürülebilir bir durum değildir.
1980’li yıllarda Dünya Bankası, IMF ve AB’nin dayatmaları başlamıştır. 24 Ocak kararlarının mimarı Turgut Özal’ın “Devlet tarımdan elini ayağını çekmelidir” dediği yıllarda tarımın uluslararası tekellere teslim edileceği anlaşılır. Sonraki yılların iktidarının “devletin elinde ne var, ne yok babalar gibi satarız” sözleri bu teslimin yağma ve talana dönüşeceğini göstergesi gibidir. Hiç gecikme olmaz. Dış ticaret serbestisi adı altında önce tarımla ilgili desteklemeler kaldırılır, ithalatın önü açılır. Onca emekle kurulan tüm tesislerin, tüm varlıkların, çalışanlarının ve kuruluşa sermaye koyanların gözünün yaşına bakılmadan satılması gündeme gelir.
1994 yılında Özelleştirme İdaresi kurulur. Özelleştirme ile devletin ekonomideki sınai ve ticari aktivitesinin en aza indirilmesi hedeflenecek, rekabete dayalı piyasa ekonomisi oluşturulacak, devlet bütçesi üzerindeki KİT finansman yükü azaltılacak, sermaye piyasasının geliştirilmesi ve atıl tasarrufların ekonomiye kazandırılması, bu yolla elde edilecek kaynakların altyapı yatırımlarına kanalize edilebilmesi mümkün olacakmış.
Özelleştirme lobisi büyük bir iştahla, ellerini ovuşturarak beklemektedir. Çalışmalar başlamış, raporlar hazırlanmıştır. Raporlara göre devletin, büyük emeklerle kurulmuş fabrikalarını satmaktan başka çaresi yoktur. Tüm bu fabrikalar ancak özelleştirildiği taktirde ivme kazanacak, devlete yük olmaktan kurtulacak, vergi öder kuruluşlar halini alacaktır. En karlılardan başlamak üzere satış süreci başlatılır. Varlıklar tek tek elden çıkartılır.
1980’li yıllarda başlayan, 2000’li yıllarda büyük bir hız kazanan özelleştirme uygulamaları sonucu görülür ki; özelleştirilen tesislerden elde edilen kaynak satılan fabrikaların arsa bedellerini bile karşılamaz, özelleştirme sonucunda bir kısım fabrikaların üretimi durdurulur. Alıcıların işletmecilik yapmak istemedikleri sadece arazilerini değerlendirmek istedikleri görülür. Kar eden kuruluşlar bile zarar ettirilerek devlet vergi kaybına uğratılır. Halka arz yoluyla küçük yatırımcılara satılan hisseler daha sonra borsa spekülasyonları ile küçük yatırımcıdan toplanır, küçük ortaklar adeta silkelenir. Kitlesel işten çıkartmalar başlar. Özelleştirme için yapılan harcamalar devasadır. Elde edilen gelirin önemli bölümünün özelleştirme harcamalarına ayrıldığı anlaşılır. Gübre dağıtım zinciri içerisinde yer alan, Zirai Donatım gibi işletmelerin ise binlerce deposu ve arazisi yok paralara satılır.
Aslında tüm bu fabrikalar ilk başta Türklere satılıyormuş gibi görünse bile, muazzam bir mali güce, anlatılamaz bir iştaha sahip kapitalizm ile sektörlerin el değiştireceğini ve yabancılara satılacağını tahmin etmek zor olmaz. Yerlilik hayali küresel bir güce dönüşür. Bu tesislerle birlikte gübre sektörünün önemli bir bölümü yabancılara geçer. Çiftçiyi de koruyacak bir organizasyon olmadığı için, alıcıların çiftçiye istedikleri fiyata gübre satışını yapabildikleri destursuz bir döneme girilir.
Tabi bunlar bir günde olmadı. Tarımı çökertip köylüyü tarımdan kopartan uygulamalar yıllara yayıldı. Etkisi ağır oldu. Sermaye güçleri tarıma hızlı bir giriş yaparken, küçük topraklı köylüler bir bir yok oldu. Çocukları uzman ya da polis olabilmek için sıraya girdi. Bu arada devlete yük olarak kabul ettikleri, tarıma hizmet amacıyla kurulmuş birçok kurum ve kuruluş kapatıldı. “Ofis çiftçinin kara gün dostu” tabelaları indirildi. Her günün şafağında yayımlanan “köylü kardeşim” diyen radyo yayınları susturuldu. Küresel güç o kadar fütursuzdu ki; devletin elindeki araştırma kuruluşlarına, yaylalara, meralara, hatta mayınlı arazilere bile projeler geliştirebildi.
Planlı kalkınma dönemlerinde kurulan ve sonrasında yok parasına satılan, adeta yağmalanan gübre fabrikalarını ve kuruluş öykülerini yazının sonuna koyduk. Yazının ahengini bozmasın, okunurluğunu azaltmasın, merak edenler ayrıca okusun diye.
Sayıları öyle çok ki;
- Maliye Bakanlığı, Ziraat Bankası, Sümerbank, MKE, T.Şeker Fabrikaları ve T.Zirai Donatım Kurulu ortaklığında Azot Sanayi A.Ş. kurulur. Ortaklık 1954 yılında tescil edilir. Azot Sanayi Türkiye’nin tarımsal üretim faaliyeti için gerekli gübreyi ve yurt savunması, madencilik ve inşaat sektörünün ihtiyaç duyduğu patlayıcı maddelerin esasını oluşturan nitrik asit ve teknik amonyum nitrat üretecektir. Ayrıca plâstik maddeler endüstrisinin geliştirilmesi için ihtiyaç duyulan ara ürünleri üretecek, endüstrinin her kolunda kullanılan azot bileşiklerini sağlayacak tesisler kuracaktır.
- Kuruluşun sahip olduğu tesisler; Kütahya Azot Fabrikaları Kütahya I Tesisleri, Kütahya Azot Fabrikaları II tesisleri, Samsun Azot Fabrikaları Samsun I Tesisleri, Samsun Azot Fabrikaları II Tesisleri, Sülfürik Asit Tesisi, Elazığ Normal Süperfosfat Fabrikası, Gemlik Azot Fabrikalarıdır.
- Azot Sanayi A.Ş. kendi öz varlıkları dışında Gübre Fabrikaları T.A.Ş.’nin % 2,8’ine, Akdeniz Gübre Sanayii A.Ş.’nin ise % 47,2 sine sahip olduğu düşünülürse, Türkiye gübre sektöründeki yeri ve önemi kolayca anlaşılır. Bundan sonra da gübre endüstrisinin gelişmesinde etkin bir kuruluş olarak önemini ve işlevini sürdürür.
- Bu tesislerden Kütahya Azot Fabrikaları Kütahya I Tesisleri Amonyak ve Seyreltik Nitrik Asit üretmek amacıyla Kütahya’da kurulmuştur. Üretim tesisleri 1968 yılında tamamlanır ve işletmeye alınır. Tesisin bir bölümünde ise paketleme için gerekli olan Polietilen Torba fabrikası faaliyete geçirilir. Bu tesiste ventilli veya düz ağır hizmet torbaları üretilir.
- Samsun’da kurulan Samsun 1 ve Samsun 2 Azot tesisleri 1970 ve 71 yıllarında tamamlanır ve hizmete alınır. Bu tesisler fosforik asit, Triple Süperfosfat ve Diamonyum Fosfat üretmek üzere planlanmıştır. 1970 yılında Elazığ’da Normal süperfosfat fabrikası, 1974 yılında Gemlik’te Seyreltik Nitrik Asit, Kalsiyum Amonyum Nitrat fabrikası kurulur ve 1979 yılında işletmeye alınır.
- Bir diğer önemli tesis ise 1953 yılında kurulan Gübre Fabrikaları T.A.Ş.’dir. Ülke ihtiyacı olan “kimyevi gübre” üretmek üzere resmi kuruluşlar ve gerçek kişiler ortaklığında karma bir sistemle kurulur. Gübre Fabrikaları T.A.Ş.’nin biri Sarıseki-İskenderun, diğeri Yarımca’da bulunan iki tane gübre tesisi mevcuttur. Her iki tesiste de fosforik asit ve TSP gübre üniteleri yanında Yarımca Tesisleri’nde Kompoze (NPK) gübre ünitesi, Sarıseki-İskenderun Tesisleri’nde de sülfürik asit ünitesi bulunmaktadır.
- Bir diğer önemli oluşum ise İstanbul Gübre Sanayi A.Ş’ dır. İGSAS Türkiye Petrolleri A.O. ile İstanbul Petrol Rafinerisi A.Ş. tarafında kurulmuş kamu nitelikli bir anonim ortaklıktır. Bu şirket öncülüğünde petrol üretimi ve dağıtımı alanında faaliyet gösteren Petrol Ticaret Ltd. Botaş, Ditaş P.A.O., Isıltaş A.Ş. tarafından, 1974 yılında İzmir Tütünçiftlik mevkiinde amonyak ve üre üretmek üzere işletmeye alınır.
- Marmara Bölgesi gübre ihtiyacını karşılamak üzere, Bandırma’da Bandırma Gübre Fabrikaları A.Ş.(Bağfaş) kurulur. Kurucuları gerçek ve tüzel kişilerden oluşmaktadır. Ortakları arasında Endüstri Holding, Meriç Dokuma, Tersan A.Ş., İşkur ve 5 bin ortağı vardır. 1981 yılında faaliyete geçen şirketin Bandırma-Er tesislerinde, TSP, DAP, Kompoze Gübre ve Amonyum Sülfat üretilecektir. Bağfaş Tesisleri Bandırma-Erdek yolu üzerinde kurulmuş,1980 tarihinde işletmeye alınmıştır.
- 1976 Yılında İş Adamları Kimya Sanayi kurulur. 10 bin kişilik ortak yanında Vakıflar Bankası ve Bağfaş da ortaklar arasında bulunmaktadır. Bağfaş Fabrikaları yanına kurulan bu tesiste sülfürik asit, fosforik asit ve enerji üretimi yapılmaktadır. Fabrika kuruluşundan birkaç yıl sonra tesisler işletmeye alınır.
- Ege Bölgesi gübre ihtiyacını karşılamak amacıyla İzmir Merkezli Ege Gübre Sanayi A.Ş. kurulur. Ortakları arasında Yaşar Holding, T.İş Bankası, Emekli ve Yardım Sandığı, Tütüncüler Bankası ve pek çok gerçek kişi bulunmaktadır. 1974 yılında Foça Hayıtlıdere mevkiinde kurulumuna başlanılan tesisler kompoze gübre üretecektir.
- Yine Akdeniz Bölgesi’nin kompoze gübre ihtiyacı karşılamak amacıyla Toros -Gübre ve Kimya Endüstrisi A.Ş. kurulur. Toros Gübre Adana-Ceyhan Sarımazı mevkiinde kurduğu tesislerinde, kompoze gübre ve MAP üretecektir. Bu şirketin tesisleri de 1981 yılında işletmeye alınır.
- Aslında Türkiye’de ilk gübre üretim denemeleri 1939 yılında T.Demir ve Çelik İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün Karabük Demir ve Çelik Fabrikası’nda başlamıştır. Bu tesislerde amonyum sülfat gübresi üretimi yapılmıştır. Aynı tesis içerisinde 1944 yılında süperfosfat gübresi ve sülfirik asit birimleri faaliyete geçer. 1951 yılında ise kapasite genişletmesi yaparak önemli bir üretim başarısı yakalanır.

- İskenderun’da kurulu bulunan Demirçelik Fabrikası’nın Yakabucağı Tesisleri’nde demir üretmek üzere kullanılan kok kömüründen çıkan ham gazları değerlendirmek amacıyla kurulur. 1975 yılında kurulumu tamamlanır ve amonyum sülfat gübre üretimine başlanır.
- Ülkenin bir başka yöresi olan İzmit-Yarımca’da Hazine Genel Müdürlüğü, T.Emekli Sandığı, OYAK işbirliğinde Petrokimya A.Ş kurulur. Şirket İzmit-Yarımca 1.Petrokimya kompleksinde 1976 yılında üretime başlar. Tesislerde ülkenin ihtiyacı olan her tür petrokimya ürünleri, Noylon-6 sentetik elyafın bir ürünü olan kaprolaktam üretimi yapılır. Yan ürün olarak ise amonyum sülfat üretilir.
- Toros Gübre bünyesinde Akdeniz Gübre Sanayi A.Ş. ve Türk-Arap sermayesi işbirliği ile Türk Arap Gübre A.Ş. kurdurulur. 1968 yılında Mersin’de Türk – Kuveyt ortaklığı ile kurulan ve 1972 yılında kimyevi gübre üretimine başlayan Mersin tesisleri 1990 yılında Toros Tarım’a katılır. 2005 yılından itibaren “Toros Tarım Mersin Üretim Tesisleri” adı altında üretimine devam ederler. Tesiste %26 – %33 oranında azot içeren amonyum nitrat ve %18 azot içeren diamonyum fosfat üretiminin yanında sülfürik asit, fosforik asit ve nitrik asit gibi ara ürünlerin üretimini yapan 5 ünite bulunmaktadır. Fabrikalar yıllık 594.000 ton kalsiyum amonyum nitrat ve 150.000 ton diamonyum fosfat üretim kapasitesine sahiptir.

















