M.Faik Saraçoğlu tüm mal varlığını vakfetti ama mezarı bile yok

Önceki yazılarımızda Türk Tarımına hizmet etmiş, Mersin’in efsane isimleri ile ilgili bir kısım yazıları Çiftçi Kulübünde yayımlamıştık. M.Faik Saraçoğlu’da bunlardan birisidir. Avukat olmakla birlikte Kargıpınar’da edindiği arazilerde Enterdonat Limon yetiştiriciliği yapmış, Türkiye’nin ilk Avokado bahçesi kurmuş, son yıllarında çiftçilik yanı ağır bastığı için onun da yaşamını ve özellikle vakıf serüvenini yazdık. Bilinmeyenlerini anlatmak istedik.

Mustafa Faik Saraçoğlu Kimdir?

1322 yılında Safranbolu’da doğmuş, hukuk Fakültesini bitirdikten sonra kamu avukatı olarak göreve başlamış ve Mersin’e tayin edilmiş. Bir süre sonra istifa ederek Serbest Avukat olarak Mersin Barosuna kaydını yaptırmış ve avukat olarak hizmet vermiş.

Avukatlık faaliyetini sürdürürken, avukatlık kazancı ile Kargıpınar’da edindiği tarla vasıflı taşınmazlarda Limon bahçesi tesis etmiş, tarımsal faaliyet sürdürülmüş. Bir rivayete göre, Mersin’li bir grup narenciye üreticisi ve ihracatçısı ile gittiği Amerika seyahatinde avokado ile tanışmış, gizlice getirdiği fidan gözlerini çoğaltarak ilk fidanları Kargıpınar’daki bahçesine dikmiş. Sanayicilik girişimleri de olmuş. Bahçelerden birisine yoğurt ve peynir üretmek amacıyla mandıra kurmuş.

Mustafa Faik Saraçoğlu hiç evlenmemiş, çocuksuzdur. Kardeşinin çocukları-yeğenleri ile de anlaşamadığı için vakıf kurmak, tüm malvarlığını bu vakıflara devretmek ve vakıf senedi ile belirlediği amaçlara tahsis etmek istemiş.

Aynı yıllarda kurduğu iki vakıf vardır. Bunlardan birisi M.Faik Saraçoğlu Eğitim ve Öğretim Vakfı, diğeri ise M.Faik Saraçoğlu Yardım ve İyilik Vakfıdır. Bu yazıda M.Faik Saraçoğlu’nun kurduğu Yardım ve İyilik Vakfından bahsedilecektir.

İlk Kuruluş :

İlk Vakıf senedi MERSİN 3.Noterliğince 04.11.1972 tarih ve 13784 sayı ile düzenlenmiş, Mersin Asliye 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.11.1972 gün ve 1972/979 E. 1972/868 Sayılı ilamı ile tescil edilerek tüzel kişilik kazanmıştır.

M.Faik Saraçoğlu vakfının kuruluş amacı nedir?

İnsanın doğumundan ölümüne kadar olan hayat safhaları göz önüne alınırsa, bizde şimdiye kadar ihmal edilmiş, hatta bakılmamış, önemsenmemiş, devre insanın yaşlılık devresidir. İnsanın geçirmeye mecbur olduğu en güç ve en ağır ve hatta feci olan devresi de bu devredir. Kendimizden uzak tutmak istediğimiz acılık ve ağırlığını görmek istemediğimiz yaşlılık devresi bazı hallerde hakikaten çok ağır safhalara arz etmektedir. Geçirilmesi çok güç ve ağır bu yaşlılık devresinde ne facialar var ki bunları gözlerimizden uzak tutmaktayız. Yaşlılık devresinin güçsüzlük, kudretsizdik ve takatsizlik halleri ve bunları sonucu gibi olan hastalıklar ve manevi çöküntüler ve bunlara eklenen bir de fakirlik, yoksulluk ve düşkünlüğünü meydana getirdiği çok ağır ve acı devreyi tayin ve taktir kabil değildir. Allahtan dileğim hiçbir kulunu bu kadar ağır bir duruma düşürmeden emanetini pak olarak alsın. Amin.. Her gün sayılmayacak kadar çok örneklerini gördüğümüz fakir insanların feci durumuna bir çare düşünmek şöyle dursun bu hallerin meşguliyeti o zavallı insanların geçmiş hayat devrelerinde işlediklerini ileri sürdüğümüz hatalarına bağlamak isteriz. Ve bu adalet bu hatalarının cezasını çektiklerine inanırız. Bunlara bazen haysiyet kırıcı, incitici ve ıstırap verici şekilde eylemleri de kendimize yakıştıracak kadar düşeriz. İşte bu haller yardıma muhtaç ve insanların kudretsiz ve düşkün olduğu devrede ahlak dışı verdiğimiz hükümler bu insanların yaşadığı hallerden daha ağır bir cezadan başka bir şey değildir. Mukaddes dinimizin başta gelen emir ve tavsiyelerine tamamen karşı olan bu davranışı bunu yapanların ne olduğunu göstermeye yeter ve artar bile. Şüphe edilmez ki, bir toplumun medeni seviyesi yaşlılara gösterilecek ilgi ile münasiptir. Bazı göçebe toplularda güçsüz ve takatsiz hale gelmiş yaşlıların yollarda ölüme terk edilmesi ile hayatlarının son devresini rahat geçirmek için her türlü imkan ve vasıtaları temin etmiş bir toplum arasında fark açık bir örnektir. İnsanlar ve hele fakir ve yoksul insanlar için son derece ağır olan yaşlılık devresinin imkân nispetinde kolay ve rahat geçirmelerini temininde en büyük insanlık görevi olduğuna inanıyorum. İşte bunlar ve bunlara benzer yazmaya sıkıldığım ve hatta utandığım sebeplerle bu vakfı tesis ediyorum. Biliyorum bu vakıf yaşlılara arzu edildiği imkânı sağlamaktan uzaktır. Pek az da olsa bir dereceye kadar faydalı olabilir. Belki bir örnekte olur. Niyetli ve samimi insanların yardımı olursa yavaş yavaş gayesine ulaşır diye düşünüyorum. Gösteriş ve anlayış için sarf edilen paralardan bir kısmı gayeye tahsis edilebilirse, her hâlükârda çok facialar önlenmiş olur. Allah’ın lütuf ve ihsan buyurmuş olduğu mallarımdan ve varlığımdan şimdilik bir kısmını inandığım bu gaye için vakfediyorum. Büyük Allahtan niyaz ve dileğim bu vakfın iyilik sever bütün insanların birleşmesi ve yardımları ile gelişmesi ve büyümesi, yaşlı ve fakir yoksul ve düşkün insanlara ve bunların arasındaki hastalara hayatlarının son devresini mümkün nispette rahat ve huzur içinde tamamlayabilmesi için yalnız tam insani bir şekilde hiçbir sebep ve düşünce ile kötüye götürülmeden, kötüye kullanılmadan ve kötüye saptırılmadan gerekenin yapılmasını ihsan buyurmasını ve bunu kötüye kullananları ve kullanacak olanların cezasını allaha havale ederim.

İşte bu sözler vakıf kurucusunun ilgililere iletilmesini istediği Yaşlılık Manifestosu’dur.

Aslında Mustafa Faik Saraçoğlu’nun vakfın amacını belirlerken ve vakıf senedi düzenlerken kurduğu cümleler sıradan bir vakıf senedi gayesi değildir. Vakıf kurucusu olarak hislerini, endişelerini ve ileride yaşaması muhtemel sorunların ağırlığını ifade etmektedir. Belli ki, kendisi gibi güçlü, kudretli, varlıklı bir avukatın bile yaşlılıkla başlayacak güçsüzlük, kudretsizdik, manevi çöküntü gibi hallerle ilgili endişeleri, mal varlığının ölümünden sonra insanlığına yararlı olması ile ilgili beklentileri vardır. Bu nedenle vakıf senedinde kurduğu cümleler adeta bir yaşlılık manifestosudur. Ülkeyi genç ve dinamik bir nüfus olarak gören, yaşlılıkla ilgili tek bir projesi olmayan, yaşlılığı bir sorun olarak değerlendiremeyen yönetenlere yapılmış bir serzeniştir. Yaşlıya ve düşküne hizmet için vakıf kuruyor ve mal varlığımı bu vakfa tahsis ediyorum derken, “denize bir su damlası bırakıyorum, kalanı siz tamamlayın” demektedir.

Saraçoğlu’nun hedefi yalnızca fakirlere yardım etmek değil, insanın hayatının son döneminde düşebileceği çaresizliğin bütün toplumu ilgilendiren bir meselesi olarak göstermektir. Yoksul bile olsa yaşlının biraz gayretle onurlu bir yaşamı sürdürebileceğini anlatmaktır.  Onlar yaşlanacak demiyor, hiçbir kulu bu kadar ağır duruma düşürmeden tedbir alın diyor. Ama asıl önemli olan yaşlı bakımını bir hayır işi olmaktan çıkartıp, medeniyet ölçüsü olarak sunmaya çalışan çağdaş anlayışı sergiliyor.

Vakfın Gayesi Nedir?

Fakir, yoksul, miskin ve düşkün olan yaşlı insanlara din, mezhep, cins ve ırk farkı gözetmeden bakmak, korumak ve hallerini iyileştirmek, tedavi etmek, barındırmak ve son yaşlarında ve durumlarında yapılması mümkün olan bütün yardımları yapmaktır. Bunlar için;

  1. Huzurevleri adı ile fakir, yoksul, miskin, düşkünler için barınma evleri yapmak ve yaptırmak,
  2. Fakir, yoksul, miskin ve düşkünlere barınma yerlerinde bakmak, tedavi etmek ve mümkün derecede bütün ihtiyaçlarını görmek ve cevap vermeye çalışmak,
  3. İmkân bulunduğu taktirde barınma yerlerinde hastane yapmak, hastaları tedavi etmek,
  4. .Barınma yerlerinde mescit, kitaplık ve toplantı yeri gibi yerleri de yapmak ve buraları işletmek,
  5. Fakir, yoksul, miskin ve düşkün olanların herhangi bir şekilde güçleri yetebildiği nispette çalışabilmelerini temin ve bunların emeklerinden faydalanabilmek için gerekli tesisleri kurmak ve işletmek ve bu suretle fakirlerin hayallerini incitmeden(biz burada kendi emeğimizle kalıyoruz) kanaatini vermeye çalışmak,
  6. Yaşlı ve maddi durumu müsait olupta kendilerine bakılmasını isteyen kimseleri de ücretle barınma yerlerine kabul ederek aynı şartlarla bakmak,
  7. Yukarıdaki gayelerle doğrudan doğruya veya dolayısıyla ilgili olan bütün işleri yapmak tesisleri kurmak ve işletmek,
  8. Başka hayırsever kimseler tarafından bu yardım ve iyilik vakfına doğrudan doğruya veya dolayısıyla yapılacak bütün vakıfları kabul etmek ve bu şartlar dairesinde bu vakıfları da işletmek,
  9. Vakfın yararına görüldüğü taktirde ihtilaflı gayrimenkulleri ihtilafları ile vakfa almak, kabul etmek ve ihtilaflarını halle çalışarak vakfın mal varlığını artırmak, (Vakıf senedinden aynen alınmıştır)

M.Faik Saraçoğlu’nun başka arzu ve istekleri de vardır.

Vakfa bağışladığı taşınmazlar asla satılamayacak, toplu kiraya verilemeyecektir. Vakfın taşınmazlarının bulunduğu Kargıpınar’a 3 cami yapılmasına vakfın gelirlerinden katkıda bulunulacak, Kargıpınar mezarlığı yapımına yardımda bulunulacak, doğup büyüdüğü Safranbolu ilçesinde bulunan yoksullara her yıl 50.000 lira ayrılacak ve onlara ihtiyaç nispetinde dağıtılacaktır.

Vakıf kurusunun beklentileri yerine getirilebildi mi?

Vakfı kuran ve tüm mal varlığını bu vakfa bağışlayan M.Faik Saraçoğlu’nun tek bir arzusu yerine getirilebilmiştir. Yardım ve İyilik Vakfı için ileride büyük sorunlara yol açacak, gelirlerini adeta sömürecek 50 odalı bir Huzurevi Zeki Ayan Mahallesindeki taşınmazı üzerine inşa edilmiş, yapımı tamamlanmış ve hizmete açılmıştır.

İkinci zeyilname neden hazırlanmıştır?

M.Faik Saraçoğlu ilk kuruluş zeyilnamesinde tüm yönetim yetkilerini kendi üzerinde toplamıştır ama, kendi deyimi ile “vakfın belirli kişi tarafından yönetilmesi ancak hayatı süresince devam edebilir. Oysa vakfın kuruluş ve gayesinin sonsuzluğa kadar yürümesi gerekir” Vakfı doğru bir yönetim anlayışına kavuşturmak için Mersin Belediyesi Başkanı, Baro Başkanı ve baronun tecrübeli ve etkili avukatları ve vakıf yönetimleri ile ilgisi-bilgisi olan birçok kişi ile istişareler yapılır, toplantılar düzenlenir. Karar verilmiştir. Vakfın yönetimi yerel kamu ya da kamuya yararlı hizmetler gerçekleştiren yerel aktörlere bırakılacak ve yönetim ilkesi, dünyada başarılı örnekleri de bulunan “kent sahipliği” yönetimin ilkesine göre olacaktır. Kendisine hizmet verilmesini isteyen kent halkı ise vakfına sahip çıkacaktır.

Hemen hazırlıklar tamamlanır. MERSİN 2.Noterliğince 08.02.1976 tarihinde 23 md. olarak düzenlettirilen 10896 Sayılı EK Vakıf Senedi Mersin 2.Asliye Hukuk Hakimliğinin 15.04.1976 gün 1976/265 E. 1976/211 Sayılı ilamı ile tescil edilir. Kararın Yargıtay Başkanlığınca bozulması üzerine, bozulma gerekçesi yerine getirilmek suretiyle Mersin 2.Hukuk Hakimliğinin 30.05.1978 tarih 1978/574 E. 1978/420 K. sayılı ilamı ile tescil kararı kesinleştirilir.

Bu zeyilnameye göre Vakfın Organları, Mütevelli Heyeti, Yönetim Kurulu, Denetim Kurulu, (Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu’nun uygun görmesi halinde Genel Müdür) olarak belirlenir. Mütevelli heyetine seçilecek kişiler ise aşağı belirtilen kamu kurumu ya da kamu hizmeti veren   kuruluşlardan seçilecektir. Bunlar;

  1.  Mersin Belediye Meclisi tarafından seçilecek üç kişi(Meclis içinden ve dışından olabilir)
  2. İçel İli Genel Meclisi tarafından meclis içinden veya dışından seçilecek iki kişi,
  3. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası tarafından seçilecek 1 kişi(İçinden veya dışından olabilir)
  4. Mersin Ticaret Borsasından seçilecek bir kişi(İçinden veya dışından olabilir)
  5. Mersin Barosu Yönetim Kurulu tarafından seçilecek iki kişi(Yaşlı ve tecrübeli avukatlar tercih edilir)
  6. Mersin Tabipler Odası tarafından seçilecek bir kişi.
  7. Mersin Ziraat Odasından seçilecek Ziraatci veya bilgili bahçeci (İçinden veya dışından)
  8. Mersin Belediye Başkanı bu sıfatı devam ettiği sürece.
  9. Vakıflar Bankası Mersin Şubesi Müdürü bu sıfatı devam ettiği sürece.
  10. Mersin Barosu Başkanı bu sıfatı devam ettiği sürece
  11. Mersin Teknik Ziraat Müdürü bu sıfatı devam ettiği sürece
  12. Mersin Sağlık ve Sosyal Yardım Müdürü bu sıfatı devam ettiği sürece
  13. Sosyal Sigortalar Kurumu Mersin Şubesi Müdürü bu sıfatı devam ettiği sürece
  14. Mersin Müftüsü bu sıfatı devam ettiği sürece
  15. Mersin İhracatcılar Birliği Genel Sekreterliği veya birlik yönetim kurullarının içinde veya dışında
  16. Mersin’de kurulu Yardım Sevenler Derneği kendi üyeleri ve dışından seçeceği yardım ve hayırsever
  17. Üç hanım efendi. Ancak Fahrinüsa Hancıoğlu, Reşit Erer kızı 1336 doğumlu hanım efendi kabulü ve devam şartı ile, Ahmet Hamit kızı Ayşe’den doğma Türman Sündüz Hocaoğlu ile Osman Muzaffer Kızı Cennetten doğma Elife İclal Tan hanımefendiler Yardım Sevenler Derneği tarafından seçilmiştir. Dilediği zaman çekilebilirler.(Vakıf senedinden aynen alınmıştır)

Mustafa Faik Saraçoğlu ve şehrin ileri gelenleri, vakıf hukuku bilenleri, avukatlar ve kamu kurum ve kuruluşları ile yapılan istişare toplantılarında ortaya çıkan sonuç Kent Sahipliği ilkesine göre, yerel aktörlerin seçtikleri kişilerle vakfın organlarını belirlemek ve buna göre vakfı yönetmektir ama bir süre sonra anlaşılır ki; sorun “yerel aktörlerin bir araya gelmesi” değil, bu aktörlerin vakfı nasıl yönettiği ve profesyonel işletme yapısını kurup-kuramadıklarıdır.

Yardım ve İyilik Vakfı’nın kuruluş senedinde yönetim organı olarak yer alan kurumlar değerlendirildiğinde, aslında kâğıt üzerinde çok güçlü bir birliktelik vardır. Ticaret ve Sanayi Odası İş dünyası ve finansmanla ilgili, Ticaret Borsası tarım-gıda ve bağışlarla ilgili, Mersin Belediyesi Arazi, alt yapı, kamu koordinasyonu, imar ve çevre konularıyla ilgili, Mersin Barosu hukuk ve vakıf ihtilafları ile ilgili, Tabip odası sağlık sistemi ile ilgili, Ziraat Odası, vakfın zirai faaliyetleri ile ilgili, Müftülük inanç ve iç dünya ile ilgili, Vakıflar Bankası bankacılık hizmetleri ile ilgili, Sosyal Hizmetler yaşlı bakımı ve yoksullukla ilgili, SGK. Emeklilik hizmetleri ile ilgili konularda vakfa destek olacaklar, yardım konusunda hizmette bulunmak isteyen hayırseverlerin bağışlarını vakfa yönlendireceklerdir.

Bazen hayaller gerçeklerle yan yana gitmez. M.Faik Saraçoğlu’nun ve kent sahipliği önerisinde bulunanların kent sahipliği yöntemi ile büyüme beklentisi karşılık bulmaz. Mütevelli heyetine üye gönderen kamu hizmeti gören kent aktörleri ne profesyonel bir sistem kurulması için çaba gösterir, ne de uzmanı oldukları alanlarda Yardım ve İyilik Vakfına destek olur.

M.Faik Saraçoğlu böylesine bir sistem kurarken, Ticaret Odası ya da Mersin Barosu Başkanının asli işini bırakıp, vakıf yönetimi işini yürütmesini istememiş, mütevelliye üye gönderirken asgari düzeyde uzmanlığını ispat etmiş kişilerden seçilmesine özen gösterilmesini ve bu kişilerin profesyonel bir yönetim oluşturacak bilgi ve bilinç düzeyinde olmasını arzu etmiştir. Aslında kent birlikteliği ilkesi de bunu gerektirmektedir. “Kurum içinden ve dışından” derken amaçlanan, kurum içinde uzman bulunamaması halinde dışarıdan temin edilecek uzmanın gönderilmesi amaçlanmakla birlikte kent aktörleri bunun için bile çaba göstermemiş.

Bu yazıyı yazarken önümüze bir yazı düştü. Yardım ve İyilik Vakfına alınacak bir yönetici personelin seçiminde bir kısım kıstasların göz önüne alınıp alınmadığını bir mütevelli üyesi yönetim kuruluna sormuş. Yıllar önce sorulması gereken ama hiç sorulmayan bu soruların ilk kez sorulması heyecan vericiydi.

  1. Eğitimi nedir?
  2. Finansal okur yazarlığı var mı?
  3. Hukuk konusunda mürekkep yalamışlığı var mı?
  4. Vakıflarla ilgili bir çalışması olmuş mu?
  5. Kiracılar ile uzaktan yakından tanışıklığı var mı?
  6. Daha önce hiç toplum yararına bir proje yapmış mı?
  7. Ne yapmış?
  8. İşletme bilgisi var mı?
  9. Sorun çözme kabiliyeti nedir?
  10. Psikolojik baskıya dayanabilir mi?
  11. Borcu icrası var mı?
  12. Hiç yöneticilik yapmış mı?
  13. 30 kişi ve hepsi bir çeşit personeli yönetme becerisi nedir?
  14. 30 mütevelli heyeti idare edebilecek mi?
  15. Sorunların farkında mı?
  16. Huzurevine mi, vakfa mı yönetici olacak?

Ben bunların hepsini mütevelli olarak merak ederim?

Sonraki yıllar şehir aktörleri tarafından vakıfta mütevelli üyesi olarak görevlendirilen temsilciler kendi aralarında yaptıkları seçimlerle vakfın yönetim ve denetim kurullarına seçildiler. Çoğunun yönettikleri kurumun vakıf mı, huzurevi mi? olduğunu anlayamadan görev süreleri doldu. Yaşlıya yardım etmek için görev aldığını, bu nedenle cennete gideceğini sananlar oldu. Yaşamında tek bir kişiyi çalıştırmayanlar 30 kişilik huzurevi kadrosunu yönetmeye talip oldu. Kurumlar bazen kendisine sorun yaratan üyelerini vakıf mütevellisine gönderdiler. Şehrin kamusal aktörleri ne çok ortaklı bir profesyonel yapı kurabildi, ne de vakıftan elini çekti.

Bu olaylar ve kötü yönetim M.Faik Saraçoğlu’nun sağlığında bile devam etmişti. Vakfın en değerli taşınmazının kendisinden habersiz elde çıkartıldığını, yönetici tarafından vakfın ticari defterlerinin gizlendiğini öğrenen M.Faik Saraçoğlu çileden çıkar  ve Mersin 3.Noterliğince 07.01.1987 tarihinde 03993 Sayılı yeni bir Ek Vakıf Senedi düzenlenerek  Mersin 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 13.11.1990 tarih 1990/574 E. 1990/856 Sayılı ilamı ve Mersin 3.Noterliğince 08.07.1991 tarih ve 23156 Yevmiye nolu EK Vakıf Senedi Mersin Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.12.1991 tarih ve 1991/466 E. 1991/978 Sayılı ilamı ile tescil ettirir.

Bu senette M.Faik Saraçoğlu’nun çığlığı vardır. Hissettiklerini ve üzüntüsünü yansıtmıştır.

Yardım ve İyilik Vakfı ne yazık ki, bugüne kadar gayesine uygun olarak çalışmamış ve vakıf senedi hükümlerine uygun hareket edememiş ve vakfın en kıymetli malını da elden çıkarmıştır. Gerek bu ve gerekse saymaya gerek görmediğim sebeplerle işte bu vakıf senedi ve zeyl vakıf senedi gereğine ve bilhassa zeyl senedinin 19.md.sinde muhafaza ettiğim hak ve yetkilerime dayanarak bu zeyl vakıf senedini de düzenlemiş bulunuyorum.

Madde 1 : Daha önceki vakıf senetler ile kurulmuş bulunan vakfın yönetimi ve mütevelli hayatında bulunan ve bulunmuş olanlar ve her ne suretle vakıfta bir görev almış olanların vazifelerine son verilmiş olan bunların hiçbiri ve dördüncü dereceye kadar gerekse akrabaları dahil bundan sonra hiçbir sebep ve süreçle vakıfta bir vazife verilemez ve vakfın tesislerine de asla alınamaz.

Madde 2 : Daha önceki vakıf senetlerinde yazılı olan ve gerek mütevelli heyetine ve gerekse yönetim kuruluna alınabilecek olanların yerine ayrıca Mersin’de kurulu bulunan Kızılay ve Çocuk Esirgeme Derneği ve diğer yardım ve hayır derneklerinden üçer zat alınarak gerek mütevelli heyeti ve gerekse yönetim kuruluna geçecek olanlar artırılacak ve çoğaltılacaktır.

Madde 3 : Gerek mütevelli heyeti ve gerekse yönetim kuruluna seçilmiş bulunanlar ancak üç yıl müddetle görev yapabilirler. Daha sonraki dönemde seçilmeleri kabildir. Ancak üç defadan fazla seçilemezler.

Madde 4 : Vakfı mütevelli heyetine seçilmiş olanlar olsun, yönetime seçilmiş olanlar olsun, sağ olduğum müddetçe değiştirilebilir ve görevlerine son verilebilir ve keza Vakıflar Genel Müdürlüğü de bunların görevlerine son verilebilir ve yerlerine başkalarını tayin edebilir.

Madde 5 : Sağ olduğum müddetçe ben ve gerekse Vakıflar Genel Müdürlüğü vakfı dilediğimiz şekilde yönetmeye yetkili olacağız. Bu hususa hiçbir suretle kimse müdahale edemez ve gerekirse bugün ki yönetim şekli de değiştirilerek, başka yönetim şekline dönüştürebileceğimiz gibi, vakfı bu hali ve başka bir şekilde olarak başka bir kuruluşa veya hayır kurumuna devrinde yetkili olacağız. Bu devirden sonra da bu kuruluştan veya dernekten alarak başka kuruluş ve derneğe de devredebiliriz. Bu süreyle devir, vakfın devam ettiği müddetçe devam edebilir.

Madde 6 : Bu zeyl vakıf senedinin mahkeme heyetince tasdikinden sonra vakfa el koymuş olanların vakıftan uzaklaştırılması gerekir. Vakfa el koymuş olanlar hemen vakıftan ayrılıp, bütün evrak ve defterleri ile birlikte vakfa devretmedikleri taktirde hemen kanun yollarına başvurularak, tedbir yolu ile alınacak. Hakiki ve kanunu yetkililere verilecektir. Bütün defterler de yine hemen muhafaza altına alınacaktır. Ayrıca her türlü kanun yollarına da başvurulacaktır. (1,2,3,4,5,6 md.ler vakıf senedinden aynen alınmıştır.)

Yardım ve İyilik Vakfının iyi yönetilmesi için kentin kamusal aktörleri ile uzlaşıya varmasına rağmen M.Faik Saraçoğlu bu sistemin işlemeyeceğini fark etmiş, vakfa hiçbir hizmet veremeyecek kişilerin mütevelliye gönderilmesinin önüne geçemeyince bu duruma derhal müdahale etmesi gerektiğini hissetmiş, bu nedenle, mütevelli üyelerinin üç defadan fazla seçilmelerini önlemeye çalışmış, kamu kurum aktörleri tarafından vakıf mütevellisine gönderilenlerden uygun olmayanların görevine son verme yetkisini uhdesinde tutmuştur. Daha da önemlisi çaresizce kendi amaçları doğrultusunda hizmet vermek amacıyla kurulmuş Kızılay, Çocuk Esirgeme, Yardım Sevenler gibi bir kısım dernekleri de vakıf mütevellisini dahil etmiş ve kendisine “bunlar kendilerine mi, size mi hizmet verecekler?” sorusu soranlara “çaresizce” bir de bu sistemi deneyelim demiştir.

Kent Sahipliği ilkesi çerçevesinde hizmet gören vakıflar var mıdır?

Aslında dünyada benzer yöntemlerle çok başarılı hizmetler veren başka vakıflarda vardır. Bunlarda birisi Nuffield Health’dir. İngiltere’de kurulmuştur. Kâr dağıtmayan bir sağlık kuruluşu olarak hizmet vermekte ve elde ettiği tüm gelirleri hizmetlerin geliştirmesine tahsis etmektedir.

Yardım ve İyilik Vakfındakine benzer bir oluşumla mütevelli heyeti oluşturulmuş, mütevelli heyeti arasından seçilen yönetim kurulu; ölçülebilir, sürdürülebilir ve ölçeklenebilir strateji oluştururken, mali kaynakları, risk ve performansı denetler bir yapıya dönüştürülmüş, profesyonel yönetim ise vakfa ait iktisadi işletmeleri yönetir hale getirilmiştir. 

Yardım ve İyilik Vakfının başka sorunları var mıdır?

1.Yardım ve İyilik Vakfının yönetim oluşturma dışındaki en büyük sorunu Huzurevidir. Huzurevinin ayrı bir iktisadi işletme gibi işletilememesi gibi nedenlerle, Vakıf ve Huzurevi adeta iç içe girmiş, vakfın yönetimi huzurevinden sürdürülmüş, toplantılar huzurevinde yapılmış, pek çok yönetici bile bu ayrımı anlayamadan görev süresini tamamlamıştır.

2.Huzurevi gibi, genellikle düşük gelir grubuna hizmet eden, vakfın amaçları ve Özel Huzurevleri ve Özel Yaşlı Bakım Merkezleri yönetmeliği uyarınca % 5 oranında ücretsiz yaşlıya bakım yapma görevi olan ve çok sayıda personel istihdam etme zorunluluğu bulunan huzurevi hiçbir zaman kârlı bir işletme haline getirilememiş, vakfın tüm kaynaklarından elde edilen gelir adeta huzurevi tarafından sömürmüştür.

3.Huzurevine karşı toplum hassasiyeti yüksektir. Huzurevinde yaşanılan her olumsuzluk vakfa mal edilmiş ve vakıf belirli dönemlerde büyük itibar kaybına sebep olmuştur. Bu nedenle, huzurevi ivedilikle Yardım ve İyilik Vakfından ayrılmalı ve profesyonelce yönetilen bir iktisadi işletmeye dönüştürülmelidir.

4.Vakfın mal varlıklarından olan otel işletmesi, bahçe ve Gözne taşınmazlarının kira sorunları çözümlenmeli ve ayrı bir iktisadi işletme şeklinde işletilebilecek yapıya kavuşturulmalıdır.

5.Yaşlılık çağımızın en büyük sorunudur. Ülkemiz yaşlıların çok büyük sorunları vardır. Yaşlı sayısı her geçen gün büyük bir hızla artmaktadır. Ülkemizde bu konuda yapılmış ciddi çalışmalar bulunmamaktadır. Bu nedenle, gerekirse üniversiteler ve bu konuda hizmet yürüten diğer kişilerle iş birliği yapmak suretiyle yaşlı sorunlarına dikkat çekecek çalışmalara hız vermek, bu iş birliklerinden çıkan sonuçları kamuoyu ile paylaşmak gerekmektedir.

6.Huzurevleri modeli, bir yaşam biçimi sunmakla birlikte Türk aile yapısına uygun olmadıkları gibi eleştirilere sık sık muhatap olmaktadır. Bunun için Yardım ve İyilik Vakfı, her yaşlı grubunun kendi yaşam biçimine uygun “yaşam alanları” projelerini hayata geçirmeli ve bu projelerin yönetiminde mutlaka yer almalıdır.

7.M.Faik Saraçoğlu’nun vakıf senedinde belirttiği gibi, yaşlının onuru ile yaşaması için modeller geliştirmesi ve herkesin bir gün yaşlanacağını düşünerek çalışmalar yürütmesi gerekmekte ve Türkiye’deki yardım kanallarından payını alması için (Lösev gibi örneklerde olduğu gibi) reklamda dahil birçok yöntemi kullanması gerekmektedir.

8.Almanya’da yaygın şekilde faaliyet gösteren “Seniorenclup”(Yaşlılar Kulübü) gibi kulüplerin kurulması desteklenmeli, emekli ve yaşlı vatandaşların sosyal hayata katılmaları, yeni arkadaşlar edinmeleri, aktif kalmaları desteklenmeli, bilgi ve tecrübelerinden yararlanılmalıdır.

9.Vakfın mütevelli heyetin üyelerinden oluşturulacak strateji komisyonlarında vakfın hedefleri ile ilgili projeler geliştirilmeli, ilgili kurumlarla istişare edilmeli ve hayata geçirilmesi için çaba gösterilmelidir.

Vakfın Kurulması ve sonrası süreçte buraya kadar anlatılanlar M.Faik Saraçoğlu’nun ölümünden öncesine aitti. Ölümünden sonra da işler iyi gitmedi. Vakfın anlamını bilmeyen, vakıf şuuruna sahip olmayan kişiler yönetimlere geldi. Huzurevi vakfın tüm parasını yutmaya devam etti. Mal varlığı tartışmaları hiç bitmedi. İyi olan bir şey var ki, vakfın mal varlığının önemli bir bölümüne dokunulamadı. Bundan sonra bir şeyler yapılabilir mi? Yapılabilir. Kent dinamiklerinin oluşturacağı profesyonel bir yönetim anlayışı birçok sorunu çözebilir. Yardım ve İyilik Vakfı, yaşlılığın umudu olabilir.

M.Faik Saraçoğlu’nun ölümünden önce vakıf senedine yazdığı; geçirilmesi çok güç ve ağır bu yaşlılık devresinde ne facialar var ki bunları gözlerimizden uzak tutmaktayız. Yaşlılık devresinin güçsüzlük, kudretsizdik ve takatsizlik halleri ve bunları sonucu gibi olan hastalıklar ve manevi çöküntüler ve bunlara eklenen bir de fakirlik, yoksulluk ve düşkünlüğünü meydana getirdiği çok ağır ve acı devreyi tayin ve taktir kabil değildir. Allahtan dileğim hiçbir kulunu bu kadar ağır bir duruma düşürmeden emanetini pak olarak alsın.

Korkularının tamamı başına geldi. Cenazesinde 10 kişi vardı. Sahipsiz gibi gömüldü. Mezarı tüm aramalara rağmen bulunamadı.

Bir gerçek var ki, kenti kent yapan hafızalarıdır. O kent için çalışanların hatırlanması, iyilik yapanların unutulmaması, kendinden bir şey verenlere vefa gösterilmesi, özellikle de kendisinden sonraki insanlara fayda sağlayacak miras bırakanların mirasının korunması en büyük insani değerdir.

Av. Erhan KARAPINAR

“M.Faik Saraçoğlu tüm mal varlığını vakfetti ama mezarı bile yok” üzerine bir yorum

  1. Diğer olumsuzluklar bir yana, tüm mal varlığını vakfetmiş bir hukukçunun cenazesine 10 kişinin gitmesi ve mezar yerinin belli olmaması akıl almaz bir durum…
    Mersin’in köksüz, kültür fakiri ve vefa yoksunu bir yer* olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
    Kanımca İçil Türkmenlerinin vilayeti İçel’in merkezinin Tarsus veya Silifke olması gerekirdi. Bu iki kentin de tarihteki önemleri ve kültür birikimlerine Mersin sahip değildi.
    *Mersin, Kent/Şehir sıfatını hak etmiyor.

    Yanıtla

Yorum yapın