Percy, tarım deviyle mücadele eden bir çiftçinin adıdır.
“Percy”, yakın zamanda TRT 2 akşam kuşağında yayımlanan; Kanadalı bir çiftçinin dev tohum şirketi Monsanto’yla olan hukuk mücadelesini anlatan, gerçek olaylardan uyarlanmış etkileyici bir filmdir.
Filmin baş karakteri Percy Schmeiser, dededen kalma tohum yetiştiriciliği konusunda uzmanlaşmış; ürettiği kanolalardan elde ettiği tohumların en iyilerini seçerek üretimini sürdürmüş, oğlunun tarımla ilgilenmemesi nedeniyle ilerlemiş yaşına rağmen çiftçiliğe devam etmiş bir üreticidir.
Percy, bir gün dev kanola tohumu üreticisi Monsanto yetkililerinden bir telefon alır. Üretimini yaptığı kanolalarda kullanılan tohumların kendilerine ait patentli-GDO’lu kanola tohumları olduğunu, arazisinden örnekler alınacağını, alınan örneklerden patentli tohum bulaşmasının tespit edilmesi hâlinde ürünün kullanıldığı tarihe kadar geriye dönük kazanç iadesi ve haksız kullanım nedeniyle tazminat davası açılacağı uyarısı yaparlar.
Tarladan örnekler alınır. Yapılan tahlillerde Percy’nin doğrudan bu tohumları kullanmadığı, tarla yolundan geçen bir araçtan dökülen tohumların kendi arazisine savrulduğu anlaşılır. Bu tohumların bir kısmı Percy’nin arazisinde filizlenmiş, bir kısmı ise bulaş etkisi yapmıştır. Kanada yasalarına göre, patenti başkasına ait tohumlar bilinçli olarak kullanılmamış olsa bile kazanç elde edilmişse, bu kazanç tazminat davasına konu edilebiliyordu. Monsanto bu fırsatı kaçırmaz ve avukat ordusunun açtığı davanın ilk duruşması başlar.
Percy küçük bir çiftçidir. Kendisini savunacak iyi bir avukata vereceği parası ve Monsanto ile mücadele edebilecek ekonomik gücü yoktur. Duruşmalar ilerledikçe, Monsanto tohumlarının arazisinin yanına bilinçli olarak bırakıldığını, kendi tohumlarıyla üretim yapmaya devam eden küçük çiftçileri sindirmek amacıyla izinsiz üretim modeli kurgulandığını, kendisinin de seçilmiş bir kurban olduğunu anlar. Percy ya mücadeleye devam edecek ya da evini ve arazisini kaybederek yok olacaktır.
Percy’nin küresel dünyanın en büyük şirketlerinden biri olan Monsanto ile kaybedeceğini bildiği bir mücadeleye girişmekten başka çaresi yoktur. Çevre örgütlerinin verdiği sınırlı destekle anlaştığı yerel bir avukatın ilk ücretini öder, ilk savunmalar yapılır.
Monsanto ve benzeri dev üreticilerin yarattığı yıkım öylesine büyüktür ki; Hindistan’da arazisini ve tüm mal varlığını kaybeden çok sayıda üretici intihar etmiştir. Percy’nin davası ve hukuk mücadelesi kısa sürede büyük kitlelerini ilgisini çeker, küçük çiftçi gruplarının mücadelesinin sembolü haline dönüşür.
Mevcut yasalar küresel güçlerin lehine düzenlemeler içermektedir. Percy savunması sırasında Monsanto tohumlarını kullanmadığını, kendi kanolalarındaki Monsanto patentli tohum etkisinin rüzgar savrulmasından veya bulaştan kaynaklandığını anlatmaya çalışsa da, savunmaları dikkate alınmaz. Dava süreci, şirket avukatlarının sesinin daha gür çıktığı bir gösteriye dönüşür. Onlara göre Monsanto tohumları rüzgar etkisi ile Percy’nin arazisine girse bile, Percy bu durumu fırsata çevirmiş, kazanç elde etmiştir. Bu kâr iade etmeli, dava açılmasına sebep olduğu için de tazminat ödemelidir. Bu nedenle dava her aşamada Percy aleyhine sonuçlanır. Mahkeme kararı ile belirlenen kazanç iadesi ve tazminat miktarı öylesine büyüktür ki, Percy’nin çiftliği ve mal varlığı dahi bu borcu karşılamaya yetmeyecektir. Percy bir yandan kendi yok oluşuna üzülürken, diğer yandan kendisine küçük birikimleriyle destek veren çiftçi ve çevre kuruluşlarından aldığı paraları iyi değerlendirememenin ezikliğini hisseder. 
Percy davayı kaybetmiştir ama, kamuoyunun desteğini arkasına almış ve GDO ürünlerin ve patentli üretim modelinin yaratabileceği tahribata dikkat çekmeyi başarmıştır.
Son bir umut, Kanada Yüksek Mahkemesi’nin vereceği karardır. Temyiz başvuruları yapılır ve son savunmalar gerçekleştirilir. Nihai kararda Percy tazminat ödemekten kurtulur; ancak bir daha atasından kalan tohumlarla üretim yapamayacaktır. Kararla birlikte elindeki tüm tohumları Monsanto’ya teslim etmek zorundadır. Çiftliği ve mal varlığı kurtulmuştur; fakat şirketin üretim üzerindeki baskısı sona ermemiştir. Percy bundan sonra ya Monsanto’nun tohumlarıyla üretim yapacak ya da çiftçiliği tamamen bırakacaktır.
Sonraki yıllarda insanlığın artan gıda ihtiyacı, Monsanto benzeri dev şirketlerin daha da büyümesine zemin hazırlar. Monsanto, 2016 yılında Alman ilaç ve kimya devi Bayer’e satılır. Pestisit, tohum ve GDO’lu ürünler üreten Syngenta, BASF ve Corteva gibi şirketler de küresel pazarda büyük güç kazanır. Tahıl üretimi, gıda emtiası ticareti, işleme ve dağıtımı alanında ise Cargill, ADM, Bunge ve Louis Dreyfus gibi devler piyasanın belirleyici aktörleri hâline gelir.
Bu şirketler öylesine büyümüştür ki, IMF’ye borcunu ödeyemeyen ülkelerin borçlarını üstlenerek, borçlu ülke hükümetleri üzerindeki baskılarını artırmakta; karşılığında o ülkelerde yoğun ve kontrolsüz tarımsal üretim izni alabilmektedirler. Bunlardan Cargill’in Türkiye ile ilgili uzun ve hazin bir hikâyesi vardır. Ancak bu hikaye, başka bir yazının konusudur.
Küresel tarım devleri, girdikleri her ülkede paranın ve imtiyazın gücünü kullanmışlar, kendilerine birinci sınıf tarım arazileri tahsis ettirmeyi başarmışlardır. Sanayi ve kalkınma vaadiyle gelen yatırımlar yerel çiftçi için yıkımı da beraberinde getirmiştir. Küresel güçlerin büyümesi binlerce Percy’nin toprağından kopmasına, çiftçiliği bırakmasına neden olmuştur.
Küresel tarım devlerinin etkisi sadece yerel çiftçiyi bağımlı hale getirmekle kalmamış; yerel çiftçiye öncülük etmek, araştırma, geliştirme, bilgi temin etmek gibi amaçlarla kurulmuş, çok sayıda araştırma kuruluşlarına da etkisiz hale getirmiştir.
Bundan sonraki yazımızın konusu bu yazı ile bağlantılı olacaktır. Ülkemizde kadim bir geçmişi olan, muazzam biyoçeşitlilik sunan üzüm üretimi ile ilgili, küresel güç ile yaşanılan duygusal ilişkinin ortaya çıkartacağı muhtemel sorunlar irdelenecektir.


















“Percy’nin Küresel Dev ile Mücadelesi” üzerine 2 yorum
Muhteşem bir yazı.
Zihninize ve ellerinize sağlık.
Ne yazık ki ülkemizde çiftçilerimiz başta olmak üzere tarım ve hayvancılık sektörünün durumunu ‘Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az’
atasözümüzle ifade edebiliriz.
Erhan Bey, sadece bir filmi akıcı bir anlatımla sunmakla kalmayıp, küresel tarım politikalarının küçük üreticiler üzerindeki etkilerini düşündüren, filme konu olan bireysel mücadelenin arkasındaki yapısal sorunları gösteren ve küresel tohum şirketlerinin gerek ekonomik gerekse hukuki güçleri ile yerel üreticilerin kırılganlığı arasındaki dengesizliğe dikkat çeken değerlendirmeniz çok kıymetli. Selamlar.