“Saldım Çayıra Mevla’m Kayıra” Modeli Zeytinciliği Vurdu

Hiç kuşku yok ki; Türk siyaset tarihinin sorunları arasında en kemikleşmiş olanı, en sıkıntılı alanı ülkeyi yönetenlerin ve milletvekillerinin kamu yatırımlarını oy devşirmenin en güçlü aparatı gibi görmeleri, her fırsatta yatırımlara müdahale etmekten çekinmemeleridir.

1950’li yılların sonunda Türkiye ödemeler dengesi krize girince, uluslararası kuruluşlardan yardım talebinde bulunulunca, OECD ve benzeri kuruluşlar tarafından yapılacak yardım “plan” şartına bağlanır. 05 Ekim 1960 yılında çıkartılan 91 sayılı Kanun ile Devlet Planlama Teşkilatı kurulur. Siyasilerin kamu yatırımlarına yapabilecekleri müdahalelerin önlenmesini sağlayacak kurullar oluşturulur. Kamu yatırımları Bakanlar Kurulu’na sunulmadan önce yatırım programlarının son haline bu kurulca karar verilir. Siyasilerin oy kaygısı taşıyan taleplerine itiraz edilir. Başbakan hakemliğinde, bakanlar ve planlama uzmanları projenin doğruluğunu ve yanlışlığını hiç çekinmeden tartışır. 1963 yılından başlayıp, 1977 yılına kadar uzayan planlı ekonomi dönemlerinde planlar gerçekçi bir biçimde hazırlanıp, uygulamaya konulunca kalkınmanın hızı % 6’ları bulur.

1980’li yıllara gelinmiştir. Popülist projelere hiç çekinmeden itiraz edenleri, sesini yükseltip karşı koyanları, oy artırma taleplerine dur diyenleri kim sever ki? 1980 ihtilalini yapanlarda sevmez. Önce DPT’yi Yüksek Planlama Kurulu yapısından çıkartırlar. Planlı kalkınma anlayışını rafa kaldırırlar. Sonra iktidara gelen, bürokrasiyi ve uzman görüşünü “ayak bağı” olarak gören, her şeyin en iyisini kendisinin bildiğini zanneden bir anlayış ise 2011 yılında planlı büyüme defterini tamamen kapatır. Artık Türkiye’nin yeni bir kalkınma modeli vardır. Bu modelin adı “saldım çayıra Mevla’m kayıra”dır. Siyasilere, iktidarda olanlara büyük bir müdahale alanı yaratan model çok sevilir ve devlet yönetimlerinin her kademesinde hiç zorlanmadan kendine yer bulur.

Devlet Planlama Teşkilatından bu kadar söz ettikten sonra bu bölüme bir nokta koyalım ve asıl konumuza dönelim.

Zeytin yetiştiriciliğinin geliştirilmesi konusuna..

Türkiye dünyanın en önemli zeytin üreticisi ülkelerden birisidir. 1930’lu yıllarda teşkilatlı dönem olarak adlandırılan süreçte akılcı uygulamalar zeytinciliğimizde büyük gelişmeler sağlar. Çok sayıda, zeytin fidanı üretilir. Ormanlardaki deliceler aşılanır. Teknolojik yenilikler takip edilir.  Araştırmalar yapmak amacıyla 1937 yılında Bornova Zeytincilik İstasyonu kurulur. Bu kurum, ülke zeytinciliğindeki gelişmelerde önemli görevler üstlenir. 1960’lı yılların ortalarında genetik ve ıslah çalışmaları bu kurumun en önemli faaliyet alanı halini gelir.  Zeytin genetik kaynaklarının toplanması, muhafazası ve değerlendirilmesi, zeytinde adaptasyon, çeşit ve anaç geliştirme, zeytin döllenme biyolojisi konularında faaliyetlerini sürdürür. Ayrıca Enstitü bitki sağlığı ve zeytinyağı teknolojisi gibi farklı disiplinler, genetik ve ıslah çalışmalarına doğrudan katkı üreten bazı projeler üzerinde çalışmalar yürütür. Son dönemde alt yapıda sağlanan gelişmelerle, laboratuvar düzeyinde ileri moleküler tekniklerin uygulanma çalışmalarına başlar. Genetik ve ıslah çalışmalarına yeni ve teknolojik bir boyut kazandırır.

Türkiye’nin zeytin yetiştiriciliği yapılan tüm bölgeleri taranır. Farklı popülasyonlar içerisinden çeşit özelliği gösterenler belirlenir ve bunlardan alınan üretim materyalleri ile Enstitü’nün Kemalpaşa’daki araştırma ve üretim sahasında 86 çeşitten oluşan ülkesel koleksiyon zeytinliği tesis edilir. Türkiye’de halen tek olma özelliğini sürdüren ‘Ülkesel Arazi Çeşit Gen Bankasında’ gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda, öncelikle en yaygın yetiştiriciliği yapılan 29 çeşidin morfolojik özellikleri ortaya konulur. Daha sonraki süreçte ise oluşturulan genetik veri tabanına dayalı olarak tesiste yer alan tüm zeytin çeşitlerimizin tescil işlemleri gerçekleştirilir.

Enstitünün veri tabanına kayıtlı zeytinlerle ilgili çalışmalardan oluşan o kadar çok bilgi vardır ki, çeşitlerin hastalıklara dayanma yetenekleri, ülkemizde en çok üretimi yapılan Ayvalık, Domat, Gemlik, Manzanillo, Memecik, Uslu başta olmak üzere diğer türlerinde başka bölgelere adaptasyon durumları, yurt dışından kontrolsüzce giren türlerin yerli zeytinleri nasıl etkileyeceği, üretimi yapılan zeytinlerin döllenme biyolojileri ve uygun tozlayıcıların neler olduğu araştırılır.

Güncel moleküler yöntemlerle çeşit içi ve çeşitler arası varyasyonların değerlendirilmesiyle, gerçek çeşit sayımızın ortaya konulması, bu konudaki karışıklıkların önlenmesi sağlanır. Zeytincilikte coğrafi işaret sistemlerine işlerlik kazandırılır. Zeytinyağlarının çeşit düzeyinde içeriklerinin belirlenmesine yönelik ilk adımların atılır.

Günümüz zeytinciliğinde ticari kaygıların etkisi ile üstün verim ve kalite özelliklerine sahip yeni çeşitlere olan gereksinimler artmıştır. Hiç vakit geçirilmez,  önemli zeytin bölgemizin en yaygın çeşitlerinde üstün özelliklere sahip klonların araştırıldığı ‘”Zeytinde Ülkesel Klonal Seleksiyon Projesi” hayata geçirilir.

Zeytinde Ülkesel Klonal Seleksiyon Projesi başarıya ulaşmıştır.   Klonal seleksiyona en iyi tepki veren tür ise Gemlik’tir. Araştırma kuruluş ve enstitülerinin fidanlıkları artık çok sayıda fidanla doludur. Gemlik türü zeytin aslında dünyanın en iyi zeytin çeşitlerinden birisidir. Siyah sofralık olarak değerlendirilmekle birlikte, erken hasatta yeşil olarak da değerlendirilebilmektedir. Yağ oranı yüksektir. Periyodisite takip etmemektedir. İyi bir bakımla ağaçtan her yıl aynı oranda zeytin almak mümkündür.  Klonal seleksiyon projesi ile üretilmiş fidanların uyum sağlayacakları iklim koşullarının bulunduğu bölgelere bir plan dahilinde dikimlerinin yapılması halinde, Türkiye dünyanın sayılı zeytin üreticisi ülke olabilecektir.

Türkiye’yi dünyanın en önemli zeytin üreticisi ülkesi seviyesine getirebilecek üretim isteği üreticilerde vardır ama, ülkeyi yöneten siyasi irade buna izin vermez. Ülkemizi etkisi altına alan müthiş model (!) “Saldım çayıra, Mevla’m kayıra” modeli hiç geciktirilmeden uygulamaya konulur. Tarım İl Müdürlükleri ile İl Özel İdare Müdürlüklerince köylüyü zeytin ağacına kavuşturma projesi hayata geçirilir. Köye Hizmet Götürme Birlikleri aracılığıyla, Zeytin Araştırma Kuruluşları fidanlıklarda bulunan milyonlarca Gemlik türü zeytin fidanı köylüye bedelsiz dağıtılacak, Türkiye toprakları bir anda milyonlarca fidan ile buluşacak, zenginleşen çiftçinin oyları ise oluk oluk akacaktır. İl Özel İdare Meclislerinde elleri kalkan siyasetçilerin “benim ilçeye de 2 milyon fidan istiyorum” naraları arasında ücretsiz fidan dağıtımı başlar.

Kendi bölgemizden örnek vereyim. Mut’ta 2 Milyon, Tarsus’ta 2 Milyon ve Erdemli’de 400 bin Gemlik zeytin fidanı çiftçiye dağıtılmıştır. Dağıtım sırasında, Arazi Çeşit Gen Bankasında bulunan bilgilerden yararlanılmaz. Gemlik Türü fidanın bölgenin iklim koşullarına, toprak yapısına uyum sağlayıp sağlamayacağı, bölge üretim modeline uygun olup olmadığı, modern tarım tekniklerine göre dikim yapılıp yapılamayacağı sorgulanmaz. Devlet fidanlıklarında zor şartlar altında üretilen ama bolca bulunan fidanlar ele geçirilmiştir ya, har vurulup, harman savrulur.

Sonrasında görülür ki; plansızca dağıtılan zeytinlerle kapama bahçeler oluşturulamıyor, çiftçi evinin kenarına yada bahçesine çit ve çeşit olarak ekiyor, dağıtılan zeytin fidanlarının dikiminde ise başarı en fazla % 40’ı buluyordu. Dağıtılan her 10 zeytin fidanından 6 tanesi ziyan olur. Gemlik türü zeytin fidanı iklimine uygun bölgelere uyum sağlamakla birlikte Tarsus gibi sıcak bölgelere dikilen zeytin fidanlarında ise sorunlar baş gösterir. Özellikle çiçeklenme döneminde oluşan ani sıcaklarda ağaç strese girer ve o yıl hiç ürün vermez. Ürün verdiği yıllarda erken siyahlaşma olur. Yerel zeytin ağaçlarına göre suya daha çok ihtiyaç duyar. Sarı Ulak türü yeşil zeytine alışkın olan bölge çiftçisi birden bire siyah sofralık zeytinle tanışınca, aynı anda hem siyah, hem yeşil zeytinle, hem de yağ üretimi ile uğraşmak ve üretim kargaşası yaşamak zorunda kalır.

Sonuç olarak, iklim şartlarını, üretim kaynaklarını, tarımsal üretim potansiyelini, su kaynaklarını, arazi eğimini, toprak yapısını, verimliliği, doğal etkenleri, pazar taleplerini, tüketici tercihlerini, ürün karlılığını ve rekabet koşullarını dikkate almadan yapılan bir üleştirme modeli daha hüsranla sonuçlanacak, zeytincilikte en büyük olma hedefleri bir başka bahara kalacaktır.

Av. Erhan KARAPINAR

““Saldım Çayıra Mevla’m Kayıra” Modeli Zeytinciliği Vurdu” üzerine 4 yorum

  1. Güzel yazı. Periyodisite yerine bir türkçe sözcük bulsak daha iyi olur. Bilimsel metotların kullanılması ile tarım ürünlerinin kalite kazanması ve bu anlamda verlmli bir zeytin türünün ıslahının yapılmış olması çok önemli bir çalışma; kuşkusuz her canlı bireyin farklı çevre koşullarına aynı yanıtı vermesi söz konusu olamaz; bitki genetiği, hayvan genetiği, insan genetiği aynı ilkelerle şekillenir; hepsinin taşıdığı bilgi DNA bilgisidir, yaşadığı çevreden etkilenerek şekillenir ve işlev kazanır. İyi ve uygun çevre koşulları, genetik ürünün daha iyi olmasını sağlar. Yazınızda değindiğiniz gibi, genetiği iyi bir zeytin türünün uygun çevre koşullarında çok verimli hale getirilmesi, aynı tür zeytinin farklı ortamlarda da aynı verimi vereceği anlamına gelmemektedir. Ayrıca küresel ısınma, bugün çevresiyle uyumlu bir zeytin türünün belki onyıl sonra aynı çevrede verimsizliğe sürükleneceğini öngördüğünü de aklımızdan çıkarmayalım, saygılarımla.

    Yanıtla
  2. Plansız uygulamaların başarısız sonuçlar doğuracağı gerçeğini “fidan dağıtımı” konusu özelinde çok başarılı şekilde göstermişsiniz. Zeytin yetiştiriciliğinde, iklim koşulları ve yerel tarımsal şartların göz önüne alınması ne kadar değerli ve gerekliyse, diğer tüm alanlarda başarıya ulaşmanın temel anahtarı yatırımları, uzman görüşlerini ve nesnel verileri dikkate alarak, bilimsel ve stratejik bir çerçevede yönetmektir. Selamlar.

    Yanıtla
  3. Tarım ve hayvancılıkta tür ve cins tercihleri konusunda okumayan, sorgulamayan, araştırmayan ve kendisini uyaranların söylediklerine aldırmayan çiftçiler de sorumludur.

    Yanıtla
  4. Sadece zeytin’mi, ceviz, narenciye, ve diğerlerinin de başına gelenler ve gelecek olanları kontrol eden otoritenin 657 sayılı kanunla korunan sorumlularını niye sorgulamıyorsunuz.

    Yanıtla

Yorum yapın

81 − 76 =