Tarımın da Sosyolojisi Vardır. Zeytinyağının ise Bambaşkadır.

Farklı bir yüzyıl da yaşıyoruz. Hızla artan silahlanma, savaşlar ve savaş tüccarları, bir türlü hırsını dizginleyemediğimiz kapitalizm, önleyemediğimizi çevre kirliliği, küresel ısınma. Hepsiyle ilgili yoğun kaygılar taşıyoruz. Galiba başka çaremiz yok ki, her şeye rağmen, yine de olağanüstü umutlarla iyi bir dünya hayal ediyoruz.

Hiç kuşku yok ki, çok şey gördük. Buzdolabının, televizyonun olmadığı yılları da, sorunlara yapay zeka ile çözüm üretilen günleri de gördük. Gaz lambalı evlerden, mikrocerrahi ile ameliyat yapılan günlere geldik. Ömür uzadı, lüksümüz arttı. Yepyeni bir dünyadayız. Bizim yaşam koşullarımız ile dedelerimizin, anne babalarımızın yaşam koşulları çok farklı. Gelecek nasıl olacak, nereye evrileceğiz? Geçmiş ile gelecek arasındaki ilişkiyi nasıl kuracağız? Nasıl yaşayacağız? Nasıl besleneceğiz? Artan dünya nüfusunun gıdaya olan ihtiyacını karşılayabilecek miyiz? Tüm bu sorulara cevap verebilmek, derinlikleri olan toplumsal bir bakış gerektiriyor.

Sosyoloji hiç şüphe yok ki, insan grupları ile toplum yaşamını inceleyen bir bilim dalıdır. Toplum olarak bizlerin neden ve nasıl davrandığımızı, reflekslerimizin nasıl olduğunu inceler. Bizim doğal, normal, iyi ya da doğru diye gördüklerimizin doğru olamayacağını ve yaşamımızın verilerinin tarihsel ve toplumsal güçler tarafından büyük ölçek de belirlenebileceğini gösterir. Hani denir ya, “doğduğum ev kaderimdir” İşte bu döngüyü kırabilmenin, iyi bir dünya hayal edebilmenin belki de başlangıcı sosyolojidir.

Hiç şüphesiz ki, en önemli üretim modeli olan tarımında bir sosyolojisi vardır. Üreticinin yeteneğini, üretme isteğinin boyutunu, beklentilerini, geleceğe bakış açısını, eş ve çocukları ile ilişkisini, nelerden hoşlandığını, yaşam biçimini, yaşadıkları bölgenin kültürel yapısını, üretime etkilerini, alım-satım ilişkilerini, kazandıklarının harcama şeklini inceler, sorunları tespit edebilir. Üretim biçimine ve gelecek kuşakların beslenme boyutuna yön verebilir. İşte bu nedenle sorunlar derin bir bakış açısı ile irdelenebilirse ve çözüm bulunabilirse, iyi bir dünya kurulabilir.

Yazılarımızı takip edenler hatırlarlar. Bir yazımızda anlatmıştık. Hırvatistan’da göreve atanan, aslında tarımı hiç bilmeyen genç bir tarım bakanı “Yunanistan ve İtalya’da zeytin üretimi varken, neden Hırvatistan’da yoktur?” sorusunu kendisine sorar. Yaptırdığı bir araştırma ile aslında Hırvatistan da çok önemli zeytin gen kaynaklarının bulunduğunu, geçmiş yıllarda kötü niyetli kooperatifler ve yöneticilerinin zeytin üreticisini borçlandırdığını ve arazilerini ellerinden aldıklarını, bunun gibi sorunlar yüzünden çiftçilerin üretime küstüklerini fark eder. Çiftçileri, sosyolojik bir tespitten yola çıkarak yeniden yapılandırır ve üretime kazandırır. Bir bakanın soruna derinlikli bakışı ve sosyolojik analizi, Hırvatistan’ı en önemli zeytinyağı üreticisi ülke haline getirir.

Sosyolojik düşgücü her şeyden önce, görevi çözüm üretmek olanlara günlük sıradanlıklardan kurtularak yeni bir bakışla, “uzaklaştırarak sorunu görme” becerisi kazandırır.

Zeytinyağını örnek verelim.

Basit bir anlatımla zeytinyağı zeytinden elde edilen bir yağdır. Yemeklerde ve salatalarda kullanılır. Akdeniz tipi mutfaklarda yemeklerin yağ ihtiyacı karşılanır.

Basit anlatımın sıradanlığından kurtulur ve geniş bir açıdan bakmaya başlarsak, zeytinyağı sadece bir yağ değildir. Akdeniz toplumları için simgesel bir değeri vardır. Dağlardaki, delicelerden aşılanmış zeytin ağaçlarının meyvesinden zor şartlarda edinilen, çok sağlıklı bir besin maddesidir. Zeytinin yaprakları bile barışın simgesidir. Erken ya da geç zamanlarda ağaçlarından örselenmeden toplanan zeytinlerin bekletilmeden yağhanelere gönderilmesi ve belirli usullerle sıkılması onun kalitesini belirler. Bir süre dinlendirirsiniz, sonra ağzınıza aldığınız bir yudum yağ boğazınızı hafifçe yakar. Kaliteyi yakalamanın hazzı yaşanır. Sonuçta erken hasat yeşil yağ, yada geç hasat kırmızımsı yağ elde edilmiştir.

Yeşil ya da siyah sofralık zeytin mi, yoksa yağ mı üretecek, ona göre zeytin fidanı seçilir. Fidanlar toprakla buluşturulur. Özenle bakımları yapılır, büyütülür. Meyveye dönen ağaçların meyvesi toplanır ve yağhaneye gönderilir. İşte bu arada “sıradanlıktan kurtulma” içgüdüsü devreye girer. Toplumsal taleplere ve gelir seviyelerine göre, elde edilecek yağın türü ve ambalaj kalitesi veya satışa sunulacak yerlerin nitelikleri belirlenir. Elde edilecek gelir ile daha sağlıklı beslenme tavsiyeleri için reklam harcamaları yapılır.

Zeytinyağı ile beslenme alışkanlığı, gelişmiş bir kültürü ifade eder. Muhafazası için kullanılan şişe bile şıktır. Şişeden sızan altın sarısı renk akarken, müthiş bir sunum oluşturur. Tabaktaki salata ile büyük bir aşkla buluşur. Süzme yoğurdun üzerinde sızmış yağın yarattığı görselin tarifi yoktur. Ekmeğe banılan zeytinyağını, onlarca baharattan oluşan zahter’e batırarak yemenin damaklarda yarattığı tadı kelimelerle ifade etmek mümkün değildir.

Zeytinyağını elde etmek büyük bir ekonomik döngüyü ifade eder. Fidanın toprağa inmesinden yağın makineden süzülmesine, tüketicinin sofrasına gitmesine kadar geçen süreçte yüzlerce kişinin emeği vardır. Ülkeler geçer, mesafeler kat eder ve başka sofralara lezzet katar. Her aşama büyük bir toplumsal ve ekonomik bir değer ifade eder. Küreselleşmenin, uluslararası ticaretin, insan haklarının konusu olur. Dikilen her fidanın, kirlenen dünyada karbon salınımını önlediğine inanılır.

Örnekleme zeytinyağı ile yapılmıştır.

Aslında tarımsal üretimin her alanında benzer döngüleri ve sorunlari vardır. İşte sosyoloji aslında, sadece zeytin üreticisinin bir sorunu ya da döngüsü gibi görünen pek çok olayın aslında daha geniş sorunları kapsadığını görmemizi sağlar. Kültürel farklılıklara göre üretim modeli geliştirmemiz gerektiğini öğretir. Siyasetçilerin ürettiği politikaların bizler üzerindeki olumlu veya olumsuz etkilerini gösterir.  Ama hepsinden önemlisi, kendimizi fark etmemizi, önemli bir iş yaptığımızı anlamamızı ve politika yapıcılar üzerinde doğru politikalar kurmaları için baskı oluşturmamız gerektiğinin hissettirir.

Av. Erhan KARAPINAR

“Tarımın da Sosyolojisi Vardır. Zeytinyağının ise Bambaşkadır.” üzerine 4 yorum

  1. Yazınız pek güzel. Eskilerin tabiriyle efradı cami ağyarını mani. Ellerinize sağlık.
    Tarım sosyolojisinin üreticinin yeteneğini, üretme isteğinin boyutunu, beklentilerini, geleceğe bakış açısını ve diğer benzer unsurları incelediğine dair cümle ve devamında yer verdiğiniz Hırvatistan örneği sanırım nelerden yoksun kaldığımızı açıkça ortaya koyuyor.
    Bu konuda, Tarım Bakanlığı’nca 1986 yılından beri yayınlanan Tarım ve Orman Dergisi’nin Temmuz-Ağustos 2024 sayısındaki Dr. M. Erhan Ekmen’in ‘7 Binden fazla kooperatif ve 23 milyon ortağıyla bir kooperatif ülkesi Almanya’ başlıklı yazısı örnek alınması gereken uygulamayı gösteriyor.
    http://turktarim.gov.tr/Haber/1143/7-binden-fazla-kooperatif-ve-23-milyon-ortagiyla-bir-kooperatif-ulkesi-almanya

    Yanıtla
  2. Merhaba Erhan bey, elinize sağlık güzel bir yazı kaleme almışsınız.
    Benim Almanya dan Türk çiftçisine bir tavsiyem olacak, Avrupalıların zeytinyağı ihtiyacını üç ülke karşılar İtalya,ispanya ve Yunanistan, Türkiye kendi markası ile Avrupa pazarında yoktur. Türk zeytinyağını İtalya alır ve kendi markası ile piyasaya verir. Sorun bu üç ülke de zeytinyağı yağı üretimi son üç senede %60 oranında düşmüştür sebebi kuraklık. Alman tv sinde bir İspanya li yapılan röportaj da normal zamanda 100 kilo zeytinden 10 litre yağ alınırken bugün 100 kilo zeytinden alınan yağ 1 litre ye düşmüştür. Almanya da 1. Sınıf zeytinyağının litresi 30 euro civarında 2. Sınıf ve daha aşağı kalitedeki yağ fiyatı 15 euro dan başlayıp yukarıya doğru çıkar.
    Benim Türk çiftçisine naçizane tavsiyem aç gözlülügu bırakmaları ve eldeki zeytin ağaçlarını söküp yerine başka şeyler dikip daha fazla para kazanma sevdasına düşmemeleri. Ben uzun yıllar İtalya ya uzun yol şoförlüğü yaptım İtalyanlarin birkaç yüz yıllık zeytin ağaçlarına nasıl önem verip bakım yaptıklarını kendi gözlerimle gördüm.
    Selâmlar

    Yanıtla

Yorum yapın

− 6 = 1