Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsünde de Emanete Hıyanet Etmişiz

“Emanete Hıyanet” sözcüğü, toplumların tanımladığı şekli ile, emanet olarak bırakılan şeyi iyi korumamak, kendi yararımıza kullanıp yıpratmak, törelerimize ve doğruluk kurallarına aykırı davranmak olarak nitelendirilir. Toplum nezdinde bir insanın yapabileceği en ağır ve saygın olmayan davranış biçimidir.

Kalbini verirsin, iyi koruyup, pamuklara saracaklarını zannederken, üstünde tepinildiğini fark edersin. Bir yandan kalbine yanarken, diğer yandan hiçbir zaman gerçekleşmeyen hayallere üzülürsün. Hayal büyük olunca kırık da büyük olur. İçinde hep bir sıkıntı vardır. Düşüncelerinin akışı değişse bile acı zihninden yok olmaz. Ufak bir su birikintisi gibi kalır ama hiç buharlaşmaz. Varlığını ve hayallerini alır götürür ama, hissettiğin sızı hiç dinmez.

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK yaşasaydı bunları hissederdi. Bu ülkeyi ulaştırmak istediği hedeflerin bir bir yok olduğunu, büyük emeklerle satın aldığı ve Türk Milletine emanet ettiği varlıkların parça parça koparıldığını, önem verdiği bilimin bu kadar değersizleştirildiğini görseydi aynı üzüntüyü yaşardı. Sızısı hiç dinmezdi.

Vakıa bildik.

Her şey Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün çıktığı bir yat gezisi ile başlar. Yalova sahilinde gördüğü çınar ağacının gölgesinde dinlenirken, bölgeyi çok beğenir ve araziyi satın almak ister. Kısa bir süre sonra yaptırdığı köşk’ün önünü bir dal kapayınca, dalı kesmek yerine köşkü altına ray döşetir ve köşkü taşıtır. Daha sonra tamamlanacak ve “yürüyen köşk” adına alacak bu köşk, o büyük önder’in hayallerinin başladığı yer olacaktır. Türkiye köylüdür. Köylü milletin efendisidir ve Türkiye tarımla kalkınacak, ilk başlangıç ise mümbit toprakları ile ünlü Yalova olacaktır.

Atatürk edindiği tüm taşınmazları tarımda öncü olmak ve gelecek nesillere emanet etmek için satın almıştır, ama gelecek nesillere emanet bırakmak istediği sadece mal varlığı değildir. Çınar ağacının dalını kesmemek için köşkü taşıtmıştır. Asıl görmek istediği millet nezdinde doğaya saygı ve çevre bilinci oluşturmaktır. Karakavak ve söğüt ağaçlarının yanında durur, hışırtısından dinler. Yalova’nın onca ormanına rağmen “çınarlı yol” ismini alacak anıt ağaçları diktirir. Aslında tüm bunlar topluma bilinçli bir şekilde verilmiş mesajdır.

Bir ermeni yurttaşın kiliseye bağışladığı toprakların kilise tarafından satıldığını duyunca satın almak ister. Daha sonra Baltacı ve Millet çiftliği ismini alacak arazi satın alır. Baltacı çiftliği hayvancılık, Millet Çiftliği ise bahçe bitkileri üretimi yapmak üzere yapılandırılır. Yöre çiftçisine yeni tür, çeşit ve damızlıklar üretme yöntemleri öğretilir. Çok kısa zamanda Yalova meyveciliğin başkenti, üzümün incisi ve çiçeğin ana vatanı olur.

Atatürk’ün 1937 yılında sağlığı bozulmuştur. Aynı yıl, diğer çiftlikleri gibi Yalova Baltacı ve Millet Çiftliklerini de tarımsal faaliyet sürdürülmesi kaydı ile Türk Milletine bağışlar. Bağışlanan araziler 1938 yılında ise Devlet Üretme Çiftliğine devredilir. 1961 yılında ise “araştırma-geliştirme” faaliyetlerinde bulunmak üzere Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Merkez Enstitüsü adını alır. Kısa zamanda büyük gelişmeler kaydeder, Çeşitli ıslah yöntemleri ile çok sayıda üzüm, elma, armut, şeftali, nektarin, kızılcık, zeytin, kivi, fejoya, kiraz, vişne, erik, kayısı, ceviz, kestane, çilek, böğürtlen, ahududu, kültür mantarı, domates, biber, soğan, bamya türleri geliştirilir.

Kuruluşundan itibaren birçok yeniliklere imza atar. Meyve ve bağda bin 871, sebze ve mantarda 245 tip ve çeşit, süs bitkilerinde bin 588 takson ve çeşit olmak üzere toplam 3.704 çeşit, tip ve takson gen kaynaklarında muhafaza edilir. Çeşitli ıslah yöntemleriyle, melezleme ve seleksiyon çalışmaları ile çok sayıda meyve, sebze, süs ve tıbbi bitki çeşidi geliştirilir. Çok sayıda ve çeşitte bitki ve ağaç genetik kaynak olarak muhafaza edilir. Kültür mantarı, kivi, feijeo, aronya gibi yeni türleri çiftçimize tanıtarak ürün çeşitliliği sağlanır. Türkiye’de klon anaçlarını (bodur meyveciliği) uygulamasına ilk defa Yalova’da başlanır. Türkiye’de ilk ve tek GEOFİT (yer bitkileri-saklı bitkiler) bahçesi kurulur. Islah çalışmaları ile 114 çeşit yer bitkisi ve saklı bitki Türk Tarımına kazandırılır.

Sonraki yıllarda Türk Çiftçisi için efsane haline gelen Atasarısı, Yalova İncisi, Uslu ve Samancı Çekirdeksiz üzüm çeşitlerini tescil ederek Türk Çiftçisinin hizmetine sunulur. Kivi Araştırma Geliştirme Projesi ile 12 ayrı yörede yetiştirilecek alanlar saptanır, uzun süren çalışmalar sonucunda kivi meyvesi ülkemize kazandırılır ve dünyanın önemli üreticileri arasına girmemiz sağlanır. Ülkemizde hiç bilinmeyen Feijoa meyvesi ile ilgili çalışmalar sürdürülür ve anaç bitki üretim çalışmaları tamamlanır. Türkiye’yi ihracat birincisi yapan 0900 Ziraat Kirazı çeşidi bu kurumda geliştirilir.

Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü 1961 yılında kurulurken, idari binaları, konferans salonları, laboratuvarları, lojman ve sosyal tesisleri ile mükemmel bir kompleks olarak tasarlanır ve inşası tamamlanır. Sonradan geliştirilen soğuk hava depoları ve kontrollü atmosfer çalışmaları için muazzam Jeneratör alt yapısı kurulur. Üretimi yapılan ürünün raf ömrünün uzatılmasına ilişkin bir çok çalışmaya öncülük edilir.

Ama asıl ve fark edilmeyen, bilinmeyen işlevini 1999 yılında gerçekleşen Yalova Depremi sırasında gerçekleştirir. Yaz sıcağında, panik anında, sükûnetle kararlar alınır. Depremde hayatını kaybedenlerin cesetleri soğuk hava depolarında günlerce muhafaza edilir. Arazileri üzerine binlerce çadır kurulur. Deprem ülkesi olan Türkiye’nin sonradan öğrendiği Lojistik Üs, Afet ve Acil Toplanma Alanları, o gün Araştırma Enstitüsünce hızla hayata geçirir.

2000’li yılların başlangıcıdır. Betonlaşmayı, inşaatı gelişme sayan, gıda üretiminin ne olduğunu idrak da sorunlar yaşayan, kendi inandıkları değerler dışında başka değerleri önemsemeyen bir iktidar yönetime gelince, algı yolları kapalı, bilgiye değer vermeyen, bilenleri dinlemeyen, Atatürk değerlerini ise sadece “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” slogana indirgeyen bir de muhalefet olunca Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Merkez Enstitüsü üzerinde karabulutlar dolaşmaya başlar.

Tıpkı Alata’da olduğu gibi, hızlı bir değersizleştirme operasyonu uygulamaya konur. İşbirlikçiler kurum içerisine yerleştirilir. Kurumun hiçbir şey üretmediklerine ilişkin söylentiler hızla yayılır. Ödenekler azaltılır. Kalifiye eleman sayısı en aza indirgenir. Makine ve araç parkı en düşük seviyede tutulur. Üretilen bilginin üretici ile buluşması yılları bulur. Araştırmacıların lisans eğitimlerinde sorunlar başlar. Çalışanlara baskılar artar.

Artık zamanı gelmiştir.

Arazinin işlevselliği ve bütünlüğünü hiç önemsemeden parça parça kopartmaya başlarlar. Yalova’ya adliye lazımdır. İlk akla gelen Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Merkez Enstitüsü arazisidir. Bina tamamlanır, otopark ihtiyacı vardır, bir parça daha kopartılır. Otopark yeterli değildir, büyütülmeye ihtiyaç vardır. Bir parça daha alınır. Sonra Yalova Devlet Hastanesi inşa edilir, çevre düzenlemesi yapılır. Otoparkı ihtiyacı giderilir. Lojmanlar yok edilir. Kopartılan parça dahada büyümüştür. Yetmez, 200 mt. Mesafedeki iki camiye rağmen, araştırma kuruluşunun tam ortasına Yalova’nın en büyük cami inşa edilir. Kıyı kenar çizgisi ihlallerine, yargı kararlarına rağmen cami inşaatı tamamlanır. Deprem Konutları için araziye ihtiyaç vardır. Zeytin ve Aronya Gen Behçeleri yok edilir ve TOKİ’ye bina yapmak üzere arazi tahsisi yapılır. Asıl büyük parçalanma ise millet bahçesi oluşturma fikri ile ortaya konur. 113.396.16 metrekare yüzölçümlü mülkiyeti hazineye ait taşınmazın 112.496.12 metrekarelik kısmının Tarım ve Orman Bakanlığı’na (Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü) olan tahsisin kaldırılarak «millet bahçesi” olarak düzenlenmesi amacıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğüne tahsisi yapılır. Arazi üzerindeki Gen Varlıklarının taşınmasına bile izin verilmeden, millet bahçesinin yapımı büyük ölçüde tamamlanır. Amaç gerçekleşmiş, arazi kuşa döndürülmüştür.

Şaka gibidir. Binlerce hektar orman varlığı olan Yalova’da Tarımsal Araştırma’nın arazileri üzerine Gen Bahçeleri yok edilerek “Millet Bahçesi” ve kamu binaları yapılmıştır ama, Atatürk Araştırma Enstitüsüne emek vermiş, geçmiş çalışanlar ve Ziraat Mühendisleri Odası dışında ciddi bir tepki bile oluşmamıştır. Bir tarihin yok edilmesine sadece seyirci kalınmıştır.

Bilime değer vermeyen, araştırmayı önemsemeyen, gelişmelere uyum sağlayamayan toplumlar gelişemez. Emaneti korumak ahlaki bir sorundur. Gıdanın betondan çok daha değerli olduğu ağır bedeller ödenerek öğrenilecektir.

Av. Erhan KARAPINAR

“Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsünde de Emanete Hıyanet Etmişiz” üzerine 2 yorum

  1. Tarımsal kalkınmanın olmazsa olmazı, Tarımsal AR-GE çalışmalarıdır.
    Tarımsal AR-GE’nin zayıflaması veya ortadan kaldırılması durumunda tarım tamamen yurtdışına bağlı duruma gelir.
    Bu da bir Milli Güvenlik sorunudur.
    Onun için tarımsal Ar-Ge kuruluşlarını ve Ar-Ge personelini çok iyi korumamız ve teşvik etmemiz lazım.
    Selamlarımla.

    Yanıtla
  2. Emanete hiyanet milleti ortak değerlerinden uzaklaştırır, ülkenin vatandaşları türlü nedenlerle fikir hatta güç çatışmalarına sürüklenir ve nihayetinde devlet çöker. Bunun örnekleri, dünya cenneti Anadolu’da diğer coğrafi bölgelerden daha fazladır ne yazık ki. Aynı nedenlerle son yıkılan da Osmanlı İmpararorluğu’dur.
    Dilerim emanete sahip çıkma yönünde gelişmeler görürüz ve ülkemiz yeniden huzura kavuşur.

    Yanıtla

Yorum yapın